Google


mutfagim

28/5/2009 - HOŞÇAKALIN

Kategori: Makaleler


Bugün yemek tarifi yapmayacağım. Eşime Erzurum da seminer çıktı bir haftalığına, bu nedenle hazır o taraflara gidiliyorken bende oradan Kars'a geçiş yaparım diye düşündüm ve yıllardır görmediğim memleketime doğru yola çıkmaya karar verdim. Dönüşte yol boyu çektiğim resimlerle ve tariflerimle inşallah burada olacağım. Hepinizi çok seviyorum.

Şimdilik hoşça kalın.

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/5/2009 - KÖZDE PATLICANLA KARNIYARIK

Kategori: Sebze Yemekleri

           Yaz aylarının en vazgeçilmez olan yemeğidir karnıyarık. Bir de bunu közlenmiş patlıcanla deneyin diyorum. Yağda kızarmış halinden çok daha hafif oluyor. Özellikle diyet yapanlara tavsiye edeceğim bir lezzet.

           

Malzemeler:

6 adet patlıcan

250 gr kıyma

1 adet kuru soğan

3 adet yeşil sivri biber

3 adet domates

1 yemek kaşığı salça

1 çay kaşığı karabiber

1 çay kaşığı pul biber

1,5 tatlı kaşığı tuz

3–4 yemek kaşığı zeytinyağı

Bir tutam kıyılmış maydanoz

 

Yapılışı:

            Patlıcanları yıkayıp ikişer guruplar halinde alüminyum folyo ile sarıp ister ocak üzerinde yumuşayana kadar közleyin. İster mangalda közleyin hiç fark etmez.

            Domates ve biberin birer tanesini ayırıp üzerini süslemede kullanın.

            Tavaya yağı aktarıp kızdırın. Soğanı ve iki adet biberi temizleyerek doğrayıp pembeleştirin. Kıymayı ekleyip kavurun. Yarım yemek kaşığı salçayı ekleyin.  Kalan iki domateslerin kabuklarını soyun ve doğrayarak pişen malzemeye katın. Baharatları ve tuzunu ekleyin. Domatesler yumuşadıktan sonra maydanozu ekleyip ocağı kapatın.

            Patlıcanları folyodan çıkarıp tepsiye koyun ve kaşık yardımıyla uzunlamasına ortalarından yararak kenarlara doğru açın. Hafif tuz serpin, pişen kıymalı harçtan içlerine koyup üzerini bir dilim domates ve biberle süsleyin.

            Yarım çay bardağından biraz fazla kaynamış suya 1 yemek kaşığı kadar zeytinyağını ve kalan salçayı ekleyerek karıştırıp tepsiye ilave edin. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

            Afiyet olsun.


25 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/5/2009 - HİNDİSTAN CEVİZİ TOPLARI

Kategori: Tatlilar

             Son zamanlarda okuduğum kitaplardan bahsetmek istiyorum biraz.

            Yavaş Adam J.M.COETZEE tarafından yazılmış, daha ilk cümleyi okuduğunuzda sizi sarıp sarmalayan bir kitap. Orta yaşlı yalnız yaşayan bir adamın bisiklet kazası sonucu başkalarına bağımlı hale gelerek yaşamasını ve o süreçte etrafında gelişen olayları bazen üçüncü kişiymiş gibi dışarıdan takip edişini çok güzel bir anlatımla aktarmış.

            Lawrence DURRELL’İN İskenderiye Dörtlüsü olarak kaleme aldığı kitaplardan ilki olan Justine ise Yahudi bir güzelin sıra dışı ilişkileri ve yaşadığı sorunlar çok çarpıcı bir anlatımla aktarılmış bizlere. Bu dörtlünün diğer kitapları da elimde ancak henüz sadece Jstine’yi okudum. Şimdi araya başka bir kitap koyarak biraz mola verdim. Çünkü çok dikkatli okunması gereken bir kitaplar dizisi bunlar. Bazen hafif bir dalgınlık yaşayarak bir paragrafı okuyup olayların ve kişileri rahatça karıştırabileceğiniz bir eserJ Dörtlünün her kitabı arasında başka bir kitapla mola vermeyi düşünüyorum.

            Elif ŞAFAK’IN Aşk adlı romanını bir solukta okudum. Tebrizli Şems ve Mevlana’yı anlattığı bölümlere hayran kaldım. Elif Şafak’ın tüm kitaplarını okuyorum ve zaten kullandığı dili çok seviyorum. Aşk kitabında Tebrizli şems’in zaman zaman verdiği örnek hikâyeler enfes.

            Susana TAMARO’ NUN Luisito adlı romanı muhteşem. Yıllarca yalnız yaşamış olan yaşlı ve emekli bir öğretmenin çöp kutusunun yanında bulduğu papağanla birlikte yaşamının ve duygularının nasıl değiştiğini okuyorsunuz. Elinize aldığınız an bitirmek için hiç bırakamayacağınız türde bir kitap.

            Sabahattin ALİ’NİN Kamyon adlı öykü kitabı ise bütün kitapları gibi bizden öyküler. Kullandığı dil nedeniyle ciğerinize işleyen türden. Her öyküde burnumun ucu sızlayıp, yüreğim titredi.

            Şimdi neredeyse bitirmek üzere olduğum Soğuk Dağ adlı kitabı ise Charles FRAZIER yazmış. Muhteşem bir anlatımla sunmuş. Okuduğunuz her sahneyi gözünüzün önünde tablo gibi izliyorsunuz. Amerikan İç Savaşı sırasında ölümcül yaraları olan bir askerin sevdiğine kavuşmak için tedavi gördüğü hastaneden kaçıp yollara düşmesi, yol boyunca savaşı irdelemesi, karşılaştığı insanlarla arlarında geçenler nefis bir şekilde anlatılıyor. Bu arada sevgilisinin de çiftlikte hayatta kalmak için verdiği mücadeleler bölüm bölüm okura sunulmuş. Gerçekten çok beğendim. Bu yazıyı bitince bitirmek üzere kitabıma gömüleceğim yine.

Şimdi bugün anlatacağım tarife geçmek istiyorum. Geçen gün ayseyaman da görüp denediğim bir tatlı. Ayşe adına Hindistan Cevizli Marzipan demiş. Akşam oğlum yerken anne hiç senin tarzın değil ama oldukça başarılı olmuş aynı pastane işi gibi dedi. Yemek konusunda yenilikçi olduğumu sanırdım, demek ki bayağı bir tutucuymuşum farkında değilimJ Benim de bir tarzım varmış demek kiJ

            Hindistan Cevizi toplarını hepimiz çok beğendik. Değişik bir tat olduğu kesin. Çikolataları bile Hindistan cevizli sevdiğimden benim için harika oldular diyebilirim.

            Tarifime geçmeden önce yemekelişleri  beni kadın ve ev ödülüne layık görmüş. Çok teşekkür ediyorum. Bu ödülü tüm ziyaretçilerime gönderiyorum.

           

Malzemeler:

1 su bardağı kuru Hindistan cevizi

Yarım su bardağı su

1 su bardağı toz şeker

 

Yapılışı:

Hindistan cevizini parçalayıcıdan geçirerek iyice ufalanmasını sağlayın.

Şekeri ve suyu birlikte kaynatın. Hindistan cevizini ekleyerek bir iki fokurdatıp karıştırın. Ocağı kapatıp soğutun. Küçük parçalar alarak toplar yapın. Yapışıyorsa eğer pudra şekeri serperek topları daha kolay yapabilirsiniz. Bu tüyoyu ayşe vermiş çok işe yarıyor. Serastreç filme sararak buzdolabında 1-2 saat bekletip servise sunun.

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/5/2009 - SEBZELİ ERİŞTE YEMEĞİ

Kategori: Sebze Yemekleri

            Yazıyı gazeteye hazırladığım gün annemle babamı yolcu ettim yine memlekete. Her bahar bir ayrılık yaşıyoruz taaaa Eylül ayına kadar. Daha önceleri de pek çok kez anlatmışımdır muhakkak, babam sevgili arıları için her yaz gider. Öğretmenlikten emekli olmadan birkaç sene önce bir iki kovanla başlamıştı arılarla ilgilenmeye. Kendimize yetecek kadar bal üretiyordu. O sıralarda arıları tanımak için almadığı kitap, araştırmadığı kaynak kalmamıştı, meğer bu günlere hazırlık yapıyormuş. Sonradan emekli olduğunda giderek artırdı kovan sayılarını. Şimdi yetmiş kadar arı kovanı var. Bir arı gördüğü zaman bu benim arım ya da değil diyebiliyor. Milyonlarca arının içinde kendi kovanının arılarını tek tek tanıyor. Arıların çok uzun mesafelere giderek çiçekten bal aldıklarını ilk babamdan duymuştum. Bir gün bakmış arıların ayakları simsiyah. Hemen hemen hepsi ziftli gelmişler. Üşenmemiş bu zift nereden bulaştı diyerek atlamış arabaya. Git git 7-8 km ötede bulmuş nihayet. Yol çalışması yapılıyormuş meğer.

Şimdi arılar olmadan ben yapamam diyor. Bal almadan ya da satmadan öte bir şey onunki. Bir sevda sanki. Bazen annem gitmek istemiyor. Hele son yıllarda aileden de pek kimse kalmadığı için zorla gidiyor. Babamın arılarından sinek diye söz eder çoğunluk. Bıktım bu sineklerden artık gitmeyelim diye direnir. Hatta birinde ya sineklerin ya ben dedi. Babam da bize göz kırparak sinekler deyiverdi. O gün bugündür tıpış tıpış gidiyor anacığım babamın peşi sıra.

İşte bugün yani benim yazıyı yazdığım gün yine ayrıldık. Yoğun ayrılık duygusu yaşarken yazacak başka bişey bulamadım.

Şimdi sebzeli erişte yemeğini anlatalım en iyisi. Çok seveceğinize inanıyorum.

 

Malzemeler:

Yarım kg. kuşbaşı doğranmış dana et (dana-kuzu)

1 adet patates

1 adet havuç

1 adet büyük kuru soğan

1 çay bardağı haşlanmış bezelye

1 adet kabak

2 adet yeşilbiber

300 gr. kadar ev eriştesi

1/2 kahve fincanı zeytinyağı

1,5 çay kaşığı iri çekilmiş karabiber

1,5 çay kaşığı kırmızı pul biber

1 tatlı kaşığı kekik

1,5–2 tatlı kaşığı kadar tuz

8 su bardağı kaynamış su

2 yemek kaşığı kırmızı toz biber

 

             Erişte için:

1 yumurta

2 su bardağı un

1/2 su bardağı ılık su

 

Yapılışı:

Erişte yapmak için unu yoğuracağınız kaba koyarak ortasını açın. Yumurtayı kırın ve tuz ilave edin. Ilık suyu ekleyerek sertçe bir hamur yoğurun. Su az gelirse bir miktar ekleyebilirsiniz. Hamuru topak yaparak üzerine nemli bez örtüp yarım saat kadar dinlendirin.

Hamurunuzu ara sıra unlayarak mantıdan biraz daha kalınca olacak şekilde oklava yardımıyla açın.  Yani 3 milim kadar kalınlığı olmalı hemen hemen. Açma işlemi bittiğinde bolca un serperek hamuru ikiye bölün. Her parçayı yanından içe doğru katlayıp tekrar unlayın. Kat yerlerinden bir kez daha katlayıp 5-6 milim eninde olacak şekilde hamuru şeritlere bölün. Erişteniz hazır. Fazla gelen erişteleri derin dondurucuda saklayarak daha sonra da kullanabilirsiniz.

Zeytinyağını ısıtın. Kuşbaşı etleri yıkayarak tencereye alın. Ocağı kısarak etler kendi saldıkları suları çekene kadar pişirin.

Patates ve soğanın kabuklarını soyun. Havucun, biberin ve kabağın uçlarını kesin. Tüm malzemeyi yıkayın.

Pişen etlere önce soğanı ve biberi irice doğrayarak katıp kavurun. Kırmızı toz biberi ekleyip hafif çevirin,  sırasıyla havuç, patates ve kabağı ekleyip kaynamış su ilave edin. Baharatlar ve tuzunu ekleyin. Yaklaşık 15–20 dakika pişirip kontrol edin. Patatesler yumuşadığında erişte ve bezelyeyi ekleyip 6–7 dakika daha pişirin. Yoğun bir yemek olmalı. Su miktarı az gelirse bir miktar ekleyebilirisiniz. Ocağı kapatarak 10 dakika dinlendirip üzerine dereotu ya da maydanoz serperek servis yapın.

Afiyet olsun. 

19 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/4/2009 - ELMA HARÇLI MİFLÖY

Kategori: Pastalar

Bugün hazır aldığımız milföy hamuru içine elmalı harçtan koyarak çok basit olan hafif tatlı yapalım istedim. Elmayı yazarken de aklıma yıllar önce yaşadığım bir olay geldi.

Bundan 24–25 sene önce yeni evliyiz ve çalışacağımız yer olan Kastamonu’ya gidiyoruz. Birkaç parça eksiğimiz almak için önce ilçeye uğrayalım diyerek Abana’ya geçtik. Hayatımda unutamayacağım bir manzara varsa orasıdır sanırım. Tepeden şöyle bir baktığınızda mutlaka burada yaşamak istiyorum diyeceğiniz bir yer olduğuna inanıyorum. Öyle güzel. Yeşille mavinin karışımından harika bir renk cümbüşü ortaya çıkmış. Her zaman denizi görürdüm ama orada gördüğüm bambaşka bir şeydi sanki.

Neyse konu manzara değildi, asıl elmaları anlatacaktım. İşte Kastamonu’da çalıştığımız köyde iki tane elma ağacımız vardı evimizin bahçesinde. Öyle de çok elması vardı ağaçların. Biz bu kadar elmayı ne yapacağımızı bilemedik. Çuval çuval annelere kardeşlere gönderdik, her gün kilo kilo yedik ama yine de çok fazla. Eee köyde versek zaten herkesin birçok ağacı var kimse yüzüne bakmıyor. Hayvanlara yediriyorlar daha çok. Nasıl yapsak da bunları değerlendirsek diye düşünürken komşularımızdan biri kurutun kak yapın dedi. Tabi hemen kolları sıvadım, nasıl yapılır nerede kurutulur diye iyice araştırdım. İnce ince dilimle gölgelik bir yere serip kurut dediler.  Yaklaşık üç büyük çuval elmayı dilimledim ve henüz pek eşyamız olmadığından boş olan odaya bezler serip elmaları üzerine yaydım. Gidip gelip çeviriyorum elmaları. Aradan bir haftaya yakın zaman geçti, elmalar kuruyacaklarına gittikçe yumuşuyorlar. Olacak gibi değil, gidip komşuyu çağırdım hele bizim elmalara bir bak diyerek. Baktım komşu çatıya doğru yöneliyor,

“ Nereye ablacım gel elmalar salonda” dedim.

“ Aaa aa sen çatıya koymadın mı” demez mi. Meğer gölgelik yer diye kastettiği havadar bir yermiş aynı zamanda. Bizim elmalar çürümüş. O kadar emek verdim elmaları doğrarken, yıkarken hangisine yanayım. Kışlık kaktan da olduk böylece onamı, neye üzüleyim bilemedim.

Elma demişken yeni gösterime giren bir film olan “Deli Deli Olma” yı anmadan geçmeyeyim. Tarık Akan ve Şerif Sezer’in başrol oynadıkları filmde evin kızını canlandıran oyuncunun adı da ELMA. Ama şiveye özgü ALMA diyorlar. Şahane bir konu, şahane bir film. Filmdeki karakterler o kadar güzel uyum sağlamışlar, yöreye özgü şiveyi öyle güzel kavramışlar ki bu da filmi muhteşem yapıyor zaten. Filmdeki birçok sahne müthiş etkileyici, içiniz cız edecek. Daha fazla anlatmak istemiyorum o yüzden mutlaka gidin izleyin derim.

Şimdi tarife geçelim en iyisi.

 

Malzemeler:

4–5 adet elma

1 yemek kaşığı tarçın

1–1,5 çay bardağı toz şeker

1 paket milföy hamuru

Üzeri için pudra şekeri

 

Yapılışı:

Elmaları soyup rendeleyin. Şeker ve tarçınla karıştırarak 10 dakika kadar pişirin. Soğuması için bekletin.

Bu sırada milföy hamurlarını yumuşaması için tezgâh üzerine yayın. Hamurlar kıvrılacak kadar yumuşayınca elmalı harçtan bir kaşık alıp ortasına koyun ve rulo yapın. Yaptığınız ruloyu ortadan çaprazlama keserek yağlı kâğıt serdiğiniz tepsiye yerleştirin. 180 derecede ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirin. Soğuduktan sonra pudra şekerine bulayıp servis yapın.

Afiyet olsun.

13 YorumYorum yaz!Bağlantı

18/4/2009 - EBEGÜMECİ YEMEĞİ

Kategori: Sebze Yemekleri

       Dün akşam yani 17 Nisan akşamı Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü etkinliği amacı ile türkü gecesi düzenlenmişti. Harika bir gece geçirdik. Bu harika gecede sevgili eşim bana sürpriz yaparak bugün olan doğum günümü, akşamdan dostlarımız arasında kutladı. Hayatımın sürprizini yaptı. Özel günler konusunda pek anlaşamayız aslındaJ. Hep kızardım bu konuda çok duyarsızsın diye ama vallahi akşam çook mahcup oldum. Özetle bunca yıldır bağırıp çığırdığım için sevgili eşimden buradan özür diliyorum. (Yüzüne karşı özür dilemek zor geldiğinden:))Ama her sene aynı şekilde tekrarı olmasını da diliyorum yani:) Yine pastayı alıp taşıyan sevgili görümceme de teşekkür ediyorum özel olarak.

      Neyse bu konuyu burada noktalasam iyi olacak. Bu hafta gazete için Ebegümecini anlatmıştım onu ekliyorum yazıma.

      Bahar geldi, pazarlarda yeşillik kaynıyor. Isırgan otu, ebegümeci, kedi tırnağı, evelik, taze nane-sarımsak, mancar, çiçekli mancar daha birçok ot. Hazır tam mevsimiyken ve daha bitmeden şahane ebegümeci yemeğini anlatmak istedim. Ebegümeci bitkisini Nisan ile Eylül ayı arasında bulmak mümkün.

       Ebegümecinin sayısız faydaları olduğunu biliyor muydunuz? Ben bir iki faydasını duymuştum ama yaptığım araştırma sonucunda öğrendiklerim karşısında hayrete düştüm.

       Ebegümecini çay olarak tüketirseniz özellikle mide ülserinde, mesane iltihabında, ağız boşluğu iltihabında, bağırsak ve mide iltihaplarında çok başarılı tedavi edici sonuçlar veriyormuş. Arpa ile karıştırıp çorba yapılırsa mide ve bağırsak ülserlerinde epeyce etkili oluyormuş. Ayrıca, öksürük, balgamlı öksürükler, nezle ve ses kısıklıklarında etkiliymiş. Nefes darlığı çekenleri oldukça rahatlatıcı etkisi varmış. Alerjik reaksiyon sonucu kaşınan yerleri ebegümeci çayı ile yıkamanın da epeyce rahatlatıcı etkisi varmış. Kırıklardan ve damar iltihaplarından oluşan yaralara kompres yapılması sonucu oldukça başarılı sonuçlar alınıyormuş. Yine çıbanlarda ve el ayak şişliklerinde kompres olarak kullanılırsa çok rahatlatıcı etkisi varmış.

            Ebegümeci çayını akşamdan soğuk suya koyarak demlemek gerekiyormuş özelliğini yitirmemesi açısından. Bir gece önceden yaprakları kaynamış soğumuş suya bırakıp bekletin. Ölçü olarak bir bardak suya yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ebegümeci bitkisi kullanın. Ertesi gün 2 bardak ılıklaştırıp gün boyunca için. Çayın posasını bile atmayın, gözlere, akciğerlerin üzerine, ağrıyan yerlere kompres yapın.

            Kompres için çayın posası alınıp biraz suyun içinde ısıtılır, arpa unu ile lapa haline getirilir ve bezin üstüne yayılarak uygulanır. Kompres sıcak olmalıdır.

            Arpa ile çorbasını yapmak için önce arpayı kaynatın, soğuduktan sonra ebegümeci bitkisini atıp demleyin.

            Bugün ben çorba olarak çok severek tükettiğimiz şeklini anlatacağım.

 

        Malzemeler:

1 demet ebegümeci

1 adet kuru soğan

½ çay bardağı pirinç

2 yemek kaşığı bulgur

100 gr. kadar kıyma

1 yumurta

1 çay kaşığı pul biber

1 çay kaşığı karabiber

1,5–2 tatlı kaşığı tuz

2 su bardağı tavuk suyu

Ya da birkaç parça tavuk eti (olmasa da olur)

5-6 su bardağı kaynamış su

2-3 yemek kaşığı zeytinyağı

1 yemek kaşığı biber salçası

 

     Yapılışı:

     Ebegümeçlerini ayıklayıp iyice yıkayın. Saplarını ve yapraklarını doğrayarak ayrı ayrı tabaklara koyun.

     Soğanı temizleyip doğrayın. Tencereye yağı koyarak kızdırın ve soğanı pembeleştirin.

     Kıymayı ekleyerek kavurun. Tavuk suyu yerine birkaç ufak tavuk eti kullanacaksanız eğer kıymadan sonra etleri atıp renk değiştirene kadar pişirin. Salçayı ilave edip karıştırın.

        Ebegümecinin saplarını aktarıp bir iki karıştırıp renk değiştirmesini bekleyip yapraklarını ilave edin. Yaprakları da yumuşadıktan sonra pirinç ve bulguru yıkayıp ekleyin. Tavuk suyunu ve kaynamış olan suyu ilave edin. Baharatları, tuzu da ilave ettikten sonra yaklaşık 15 dakika pirinçler uzayana kadar pişirin.

        Yumurtayı kâseye kırıp iyice çırpın. 1 yemek kaşığı kadar su ekleyin ve karıştırın. Kaynamakta olan yemeğe yumurtayı yavaşça yayarak ilave edin ve kaşıkla çok hafif bir kere çevirin. Ocağı kapatıp 10 dakika kadar dinlendirip servis yapın.

      Afiyet olsun.

 

18 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/4/2009 - PATATESLİ BULGUR PİLAVI


M.Ö. 10.000 yıllarında Cilalı Taş dönemine ait zaman diliminde tarımın ilk olarak ortaya çıktığı sanılıyor. Aynı dönemde dünyanın üç ya da dört yerinde, yani Orta Doğu, Çin, Orta Amerika ve Batı Afrika’da yaşayan avcı topluluklarının tarımla ilgilenmeye başladığı görüşü yaygın.

            İnsanların giderek kalabalıklaşması avcılıktan başka besin maddeleri arayışına girmelerine sebep olmuş. İlk önce yakın çevrelerindeki yabani bitkileri ayıklayarak yenilebilir olanları korumaya başlayarak tarımcılığa doğru ilk adımı atmışlar. Tarımın giderek yaygınlaşması ise avcı ve toplayıcı olan toplulukların giderek tarımı benimsemeleri ile yerleşik düzene geçmelerini sağlamış.

            İnsanlar tarımın ilk dönemlerinden beri en fazla tahıl ekmişler. Buğday, pirinç, mısır, arpa ve darı dünya da temel gıda ürünlerinin yarıdan fazlasını karşılar olmuş tarihler boyunca.

            İlk tarım dönemlerinde yetiştirilen buğday saplarının çok uzun olması ve olgunlaşan tanelerinin çabuk dökülmesi yüzünden atalarımız taneleri çabuk dökülmeyen bitki arayışına girmişler. Çok uzun süren aramalar sonucu kısa saplı ve başakları çok sert buğdaya benzer bir bitki bulmuşlar. Tanelerinin çok verimli olmadığı görüp, bu iki buğdayı aşılama biçimiyle harmanlamışlar ve kısa boylu başakları sert kolay dökülmeyen buğday ırkını elde etmişler.

            Bulgurun keşfi ise yaklaşık M.Ö.2000 li yıllara rastlıyor. Arapçadan burğul kelimesinden geçmiş olan bulgur, yine eski Yunanca’ da vurma, çarpma, dövme anlamına gelen plege kelimesinden türettikleri plegouri diye adlandırılmış.

            Bulgur, buğdayın temizlenip kaynatılması, kurutulup kabuğunun soyulması ve değirmenlerde dövülmesi ile elde edilir.

Bugün bulgur pilavını anlatırken faydalarına da değinmek istedim.

Bulgurun kandaki yağları düşürücü etkisi olduğunu biliyor muydunuz? Karbonhidrat değeri oldukça düşük buna rağmen protein değeri daha fazla olan bir besin maddesi. Ayrıca içerisinde bulunan B1 vitaminleri sayesinde sinir ve sindirim sistemine olan faydaları oldukça önemli bir yer tutuyor. Yine içindeki folik asit maddesi nedeni ile özellikle bebeklere ve hamile kadınlara tavsiye edilen bir besin. Hiç kolesterol içermeyen, kabızlığı engelleyerek bağırsak kanserini önleyen, bakliyatlarla karıştırıp pişirilince çok önemli bir besin kaynağı durumuna gelen bir madde aynı zamanda.




Sevgili woman world beni yukarıdaki ödülle onurlandırmış. Çok teşekkür ediyorum. Bende tüm arkadaşlarıma gönderiyorum.

 

Malzemeler:

1,5 su bardağı bulgur

2,5 su bardağı kadar kaynamış su (tavuk suyu da olabilir)

2 adet patates

1 adet kuru soğan

1 adet etli kırmızıbiber

1 adet yeşil sivri biber

1 çay kaşığı iri çekilmiş karabiber

1 çay kaşığı kırmızı pul biber

1,5–2 tatlı kaşığı kadar tuz

2–3 yemek kaşığı tereyağı

 

Yapılışı:

Yayvan tencereye yağı koyun. Soğanı, biberleri, ayıklayıp istediğiniz şekilde doğrayın. Patatesi soyup küp küp kesin.

 Yağı kızdırıp biber ve soğanı ekleyip pembeleştirin. Patatesleri ekleyin, arada karıştırarak 5 dakika kadar orta ısılı ocakta pişirin. Bulguru yıkayarak tencereye alın. Baharatları ve tuzu ekleyerek suyunuzu ilave edin. Ben suyu hiç ölçmem, bulgurun üzerini 2 parmak geçecek kadar koyarım ama size yaklaşık olarak su miktarını verdim. Ocağı en kısık ayara getirerek pilav suyunu çekene kadar pişirin. 10 dakika kadar dinlendirip servis yapın.

Afiyet olsun.

 


10 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/4/2009 - LOKMA TATLISI

Kategori: Tatlilar

           40. P.D.Ç.S Etkinliğini missgibi arkadaşımız yapıyor. Bu tarifi aynı zamanda ona gönderiyorum. 
          Çok eski dönemlerden beri insanların şekerli bitkilere düşkün olduğu ve onları severek tükettiği biliniyor. İspanya ve İsveç’te, üzerlerinde insanların yaban arısı kovanlarına ulaşmalarını tasvir eden ve Taş Devrine ait olduğu sanılan bazı kaya resimlerine rastlanmıştır. Yunanistan tarih kitaplarında ise yarım kilo balın irice bir koyun karşılığında alındığı belirtilmiştir ki, bu da bize o dönemde balın ne kadar ender bulunduğunu ve ne kadar pahalı olduğunu gösteriyor. İşte bu yüzden, insanlar şekerli besinlere daha kolay ve daha ucuz yoldan ulaşmak için farklı arayışlara girip şeker kamışını buldular sanırım.

            Şeker kamışı Fırat kıyılarında yetiştirilmekteymiş, o zamanlar bu ürüne halkın büyük çoğunluğu ulaşamadığından kral yemeği olarak anılıyormuş. Diğer insanlar ancak ilaç olarak kullanabilmek için bir altın ödeyerek pancara sahip olabiliyorlarmış.

              Grekler ve Romalılar şeker kamışı bitkisini biliyorlarmış ancak bunu nasıl işleyip içindeki şekeri nasıl alacakları konusunda en ufak bir bilgi sahibi olmadıklarından bu sebzeyi yemek olarak tüketiyorlarmış.  

            Bazı kaynaklara göre şeker pancarının asıl vatanının Pasifik Okyanusundaki Polynesia diye anılan adalar topluluğu olduğu sanılıyor. M.Ö 510 yıllarında buradan bir şekilde Doğu Hindistan’a geçmiş. 

         Pers Hükümdarı Hindistan’ı işgal ettiğinde arısız bal veren şeker kamışını da bulmuş oldu. Şeker kamışından şeker elde edilmesi İran’dan Arabistan’a geçmiş, Arabistan ise işgal ettiği ülkelere pancarı tanıtmış ve şeker çıkarılmasını öğreterek yayılmasını sağlamıştır. Avrupa ise şekeri ancak çok uzun yıllar sonra tanıyabilmiş. Zira Araplar Müslüman olmayan ülkelerle ticaret yapmayı yasaklamışlar ve bu yüzden Haçlı seferlerine kadar Avrupa’da şeker bilinememiş. Haçlı seferleri sonunda dönen haçlılar ülkelerine dönerken pancar bitkisinden şeker elde etme sanatını da beraberlerinde götürerek Avrupa’ya yayılmasını sağlamışlar. Yani; Hindistan'ın şekeri kullanmasının üzerinden  500 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra ancak İngiltere ilk şeker üretimini yapabilmiş.

        Şeker uzun yıllar boyunca pahalı bir besin maddesi olup ancak eczanelerden alınabilen, tatlandıran ve şifa veren bitki özelliğini korumuştur. Bu gün ise pek çok ülkede yetişen şeker kamışı sayesinde daha ucuz ve kolay yoldan elde etmekteyiz. 

 Şekeri bu kadar anlattıktan sonra, şimdi size şerbetli bir tatlı olan lokma tatlısını anlatmak istiyorum.

 

Malzemeler:

1 şişe maden suyu

1 su bardağı ılık su

1 tatlı kaşığı kuru maya

1 yumurta

2,5-3 su bardağı kadar un

2 çay kaşığı toz şeker

 

Şerbeti İçin:

3 su bardağı toz şeker

3 su bardağı su

1 çay kaşığı limon suyu

 

Kızartmak İçin:

2-3 su bardağı sıvı yağ

 

Yapılışı:

            Ilık olan suya toz şekeri ve mayayı koyarak hafifçe kabartın. Maden suyunu çukur bir kaba alarak yumurtayı kırıp karıştırın. Mayalı karışımı ekleyerek çırpın. Unu yavaş yavaş ilave ederek bir yandan çırpmaya devam edin. Oldukça sıvı bir hamur elde etmeniz gerekiyor. Un ölçüsünü ben 3 su bardağına yakın kullandığım için yaklaşık olarak verdim. Hamuru çırpma işlemini tamamladıktan sonra üzerine değmeyecek şekilde sararak yaklaşık 45 dakika mayalanmaya bırakın. Mayalanma süreci evin ısısına göre değişeceğinden hamurunuz yaklaşık 1,5 katı olana kadar bekletin.

            Şerbeti hazırlamak için suyu ve şekeri tencereye alıp kaynatın. Kaynadıktan sonra ocağı kısarak 10 dakika kadar kaynatıp limonu ekleyin. Bir iki taşım daha kaynatıp şerbeti ocaktan alıp iyice soğuması için başka bir kaba boşaltın. Hamurları atacağınız şerbet iyice soğuk olmalı, bu yüzden daha önceden kaynatıp hazırlarsanız daha iyi olur.

            Kızartma tavasına yağı alarak kızdırın. Bu sırada bir kâseye soğuk su koyun ve içine bir yemek kaşığı bırakın. Şerbeti yakınınıza getirin, ayrıca tatlınızı koyacağınız başka bir büyük tabağı da şerbetin yanına koyun.

            Yağ iyice kızdıktan sonra suya bıraktığınız yemek kaşığının ucuyla hamurdan bir küçük parça alarak tavaya atın. Kaşığı her hamur parçasını almadan önce suya batırarak hamuru alın ve yağa bırakın. Hamurların her tarafının kızarması için kevgirle karıştırın. Kızaran hamurları süzdürerek alıp şerbete atın. Bu arada diğer partiyi kızartmak için sulu kaşığınızla hamurları alıp yağa bırakın. İkinci parti hamurlarınız kızarırken şerbete bıraktığınız hamur toplarını süzdürüp büyük bir tabağa alın.

            Tüm hamurlar bitene kadar aynı işlemi uygulayıp üzerine Hindistan cevizi ya da fındık fıstık serperek servis yapın.

            Afiyet olsun. 

 

24 YorumYorum yaz!Bağlantı

29/3/2009 - YALANCI LAHMACUN

Kategori: Borekler

        
          Yarın sabah annemlere gidip yaklaşık bir hafta kalmam gerekiyor. Babam çok sevdiği biricik  arılarına bakım yapmak ve artık dışarı çıkarmak için memlekete gidecek, bu süre zarfında bloğuma bakamıyacağım, yorum yazan arkadaşlarım olursa döndüğümde ilgileneceğim.Şimdi; bu hafta gazeteye gönderdiğim yazımı ekliyorum.Şimdilik hoşçakalın.
            Evimdeki eşyalarla müthiş bir bağ kuruyorum daima. Öyle ki evladım gibi sarıp sarmalıyor ve asla vazgeçemiyorum. Çamaşır makinem artık çok çok yaşlandığı için arıza yapar oldu sürekli. İki defa motor ömrünü tamamladığından yeniledik. Bir defa çevirme parçasını, bir defa kapısını, bir defa kilidini, elektrik aksamını falan filan..Daha bir sürü parçası değişti.Sadece kaportası kaldı sanırım. Tamir parasına iki tane gıcır gıcır makine alabilirdim yani, öyle çok masraf çıkardı. Her bozulduğunda “bıktım artık, seni istemiyorum” deyip çarşıya çıkıyorum. Bütün mağazaları geziyorum ama benim bebeğim gibisine rastlayamıyorum. Şimdiki modeller çok düğmeli, dijital ve sevimsizler bana göre. Benim iki düğmesi olan güzelim antika makinemin yerine geçecek şöyle aklımı başımdan alan bir parça bulamıyorum ve servise telefon edip gelin artık diyorum. Her tamirden sonra 5–6 ay gül gibi geçiniriz. Sonra sil baştan. Bu durum sanırım en son tamamen durana kadar devam edecek. Tüm eşyalar için aynı şeyi yaşıyorum.  Öyle kolayca yakalarını bırakamıyorum hiç birinin.

Şimdi de elektrikli süpürgem bozuldu. Bana çarşı yolu gözüktü yine. Bakalım sevgili süpürgemden vazgeçebilecek miyim?

            Bu gün adını koyamadığım çok doyurucu bir yemek anlatmak istiyorum. Lahmacuna benzer bir şey, onun için yalancı lahmacun dedim adına. Seveceğinize inanıyorum. İşte tarif.

 

Malzemeler:

1/2 kg kıyma

1 büyük kuru soğan

2 adet yeşil sivri biber

1 adet kırmızı etli biber

2 adet domates

Yarım demet kadar kıyılmış maydanoz

1 çay kaşığı kırmızı pul biber

1 çay kaşığı karabiber

1,5–2 tatlı kaşığı kadar tuz

2–3 yemek kaşığı zeytinyağı

 

Hamuru İçin:

2 su bardağı un

1 kahve fincanı su

2 yemek kaşığı sıvı yağ

1 yemek kaşığı sirke

1 yumurta

1 çay kaşığı kadar kabartma tozu

1 tatlı kaşığı kadar tuz

           

            Yapılışı:

Hamur malzemelerini bir kapta karıştırıp yoğurun. Üstünü nemli bir bezle örterek 10–15 dakika kadar dinlendirin. Sekiz parçaya bölerek topaklar yapın ve her topağı kahvaltı tabağı büyüklüğünde unlayarak açın.

Teflon tavaya çok az yağ sürerek açtığınız hamurun çevirerek her iki tarafını da pişirin. Diğer hamurları da aynı şekilde açarak pişirip üst üste koyarak üzerlerine bir bez örtün.

İç malzemesini hazırlamak için soğanı, biberleri temizleyip iri iri doğrayın. Tavaya zeytinyağını alıp kızdırın, doğradığınız soğanı ve biberleri ekleyerek pembeleştirin. Kıymayı aktarıp kavurun. Tuzunu baharatlarını katın. Domatesin kabuğunu soyarak küçük parçalar halinde doğrayın ve pişen malzemeye ekleyin. Domateslerde pişince maydanozu katarak karıştırın ve ocağı kapatın.

Pişirdiğiniz hamurları servis tabağına alarak üzerine kıymalı harçtan koyun. Salata eşliğinde servise sunun.

Afiyet olsun.  

15 YorumYorum yaz!Bağlantı

24/3/2009 - SEBZELİ TAVUKLU MİFLÖY BÖREĞİ

Kategori: Borekler

Takvimler 21 Martı gösterdiğinde bahar geldi demektir. Baharı karşılamanın halk dilindeki adı nevruzdur.

Nevruz; Orta Asya’dan Balkanlara kadar kutlanan en eski Türk Bayramlarından biri olarak kabul ediliyor. Yeni gün anlamına gelen Nevruz, doğanın baharda uyanışını, coşkusunu, sevincini paylaştığımız bir bayram.  Aynı zamanda Dostluk demek.Umut demek..Sevgi demek...Baharın sevincini,coşkusunu,heyecanını capcanlı kendine özgü havasını hep nevruzla karşıladık hala karşılıyoruz.  

Baharın başladığı zaman, yani toprağın uyandığı gün olarak kabul edilen Nevruz Kutlamaları tarihçilere göre beş bin yıllık bir geçmişe sahip. Türk Kamlarının (din adamları ya da kadını) dualarında “Yüce Göktanrı' nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen yaradıldın!" ifadelerini kullanıyorlarmış.

Çin kaynaklarına göre Hunlar baharın uyanışını, yiyecekler hazırlayıp kırlara giderek büyük bir coşku içinde kutlarlarmış. Bu geleneği Hunlardan sonra Uygurlar da devam ettirmişler. Uygurlar Nevruz Bayramına ilişkin resimler yaparak bu bayramı tablolarında da ölümsüzleştirmişler.

Ağır, sıkıcı geçen kışın ardından cemre toprağa düştüğünde bir renk cümbüşü sarar dünyayı. Dağlar, ovalar, yaylalar öyle bir bezenir ki herkes kıskanır.  Bu cümbüşün coşkusuna katılır her bir canlı cıvıl cıvıldaşır, sular çağlayan olup kaynaşır. İşte bu çağlayandır, cıvıldayandır bize Nevruzu kutlatan.

Gözlerimizde filizlenen ümit, yüreklerimizde sımsıcak sevgidir Nevruz.

Dostluk ve Sevgi ile Nevruz Bayramınız kutlu olsun.

 

Malzemeler:

1 paket milföy hamuru

1/2 kg tavuk eti (kemiksiz)

1 adet kırmızı etli biber

2 adet yeşil sivri biber

2 adet patates

1 adet havuç

1 adet kuru soğan

1 adet domates

1 çay kaşığı pul biber

1 çay kaşığı karabiber

1 tatlı kaşığı tuz

Kekik

3–4 yemek kaşığı kadar zeytinyağı

 

Üzerine sürmek için

1 yumurtanın sarısı

Çörek otu veya susam



Yapılışı:

            Tencereye yağı koyarak kızdırın. Bir yandan soğanı, biberleri doğrayıp yağa atın. Havucu uç kısımlarını keserek ince uzun olacak şekilde keserek pişen malzemeye ekleyin. Bunlar pişerken tavukları yıkayıp süzün ve pembeleşen soğanlı harca ilave edin. Etler beyaz renk alana kadar kavurun. Bu arada patatesleri soyup yıkayın, havucu doğradığınız gibi doğrayıp tencereye aktarın. Baharatlarını ve tuzunu da ekleyip tencerenin kapağını kapatarak kısık ateşte malzemeler yumuşayana kadar pişirin. Pişme işlemi bitince kapağı açarak soğuması için bekleyin ya da bir tabağa alın.

            Milföy hamurlarını dolaptan alarak yumuşaması için birbirinden ayırın. Her milföy hamurunun üzerine bir büyük kaşık malzeme koyarak dört köşesini ortada birleştirin, ya da istediğiniz şekli verin. Yumurta sarısı sürüp susam serptikten sonra daha önceden 200 derecede ısıttığınız fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

Afiyet olsun.


14 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her şey paylaşıldıkça güzeldir.

Son Yazılar

HOŞÇAKALIN
KÖZDE PATLICANLA KARNIYARIK
HİNDİSTAN CEVİZİ TOPLARI
SEBZELİ ERİŞTE YEMEĞİ
ELMA HARÇLI MİFLÖY
EBEGÜMECİ YEMEĞİ
PATATESLİ BULGUR PİLAVI
LOKMA TATLISI
YALANCI LAHMACUN
SEBZELİ TAVUKLU MİFLÖY BÖREĞİ

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
RSS
Hande
Sema
Ozay
Filiz
Selin
Hülya
Hünerli-Hülya
Nilay
Özgül
Zerrin1
Hilal
Nihan
Disal
Dilek
Aslı
Özlem
Klasik tatlar
Feyza
Emel
Eyvah
Ayşe
Oreda
Melek
Benim Listem
asotu-milliyet
Maydanoz

Kategoriler

  • Ana sayfam ve Blogdaki Tüm Tariflerin Listesi
  • Balik Yemekleri ve Salatalar
  • Borekler
  • Corbalar
  • Etli Yemekler
  • Evde Yapabileceklerimiz
  • Firin Yemekleri
  • Gezi ve Anilardan
  • Hamurisleri
  • Kahvaltiliklar
  • Karışık Tatlar
  • Kofteler
  • Makaleler
  • Pastalar
  • Pilavlar-Makarnalar
  • Receller-Marmelatlar
  • Sarmalar-Dolmalar
  • Sebze Yemekleri
  • Tatlilar
  • Tavuk Yemekleri
  • Ufak Tefek Bilgiler
  • Blogcular

    kizilciksurubu
    kadininmutfagi
    illedeyemek
    fatostuncay
    adardil
    sfelsefeci
    MEYRACA
    bacilarmutfak
    leziz
    gulbeseker16
    saniyesultan
    erena
    yemektariflerimiz
    magicdesignhayaleturet
    nurom
    annemmutfakta
    serpilobakizi
    ayse26
    yenitadlar
    gul2007
    yermisinyemezmisin
    tarcinkokusu
    karaates
    uzhem
    fundaninmutfagi
    sofraozlemi
    NAGORK
    sencansen
    ozguluntarifleri
    tatlimutfak
    mugla48
    dilekcetin1
    mutfaktayolculuk
    nennenmutfakta
    meleginmarifetleri
    masuro
    sevincceden
    ehlikeyf
    eliminemegi
    nurlayemek
    bisaniyebakarmisiniz
    neseli63
    yemedeyanindayat
    mutlulukdefteri
    annemmutfaktatv
    oburfil
    cicale
    emelceorgu
    keskinlininmutfagi
    TatliHayat
    mutfakgunesi
    yesildomates
    yasaminkiyisindan
    neseersoy
    emelinmutfagi
    cerenimvebiz
    buradaherseyvar
    beydabeydayemek
    acitatlituzlu
    guzfasulyeleri
    zuhalkoglu
    balsultan
    yersofrasi
    haticeninmutfagindan
    cigdemce
    cilekkokusu
    dantelhazinesi
    eglencecafe
    elmasekerii
    evdekizaman
    Eylulden
    halenze
    karamelasekerim
    lezzetdiyari
    lezzetliyemek
    melissa2
    mutfaktamuallim
    nehirs
    ohhbe
    orgubulteni
    ozlemkaracam
    thistime
    yagmurkokusu
    yazmaktutkusu
    yemekbulteni
    yemekoloji
    zehraaydin
    mutfaktabirimivarhulya
    tazenane
    tatesal
    mutfakkapisi
    guleryesilyurt
    sehnazmutfakta
    sofrakeyfi
    290405
    adigenisehilal
    cumbada
    dantelresimlerimm
    hollyhoby
    Add to Technorati Favorites Add to Technorati Favorites Add to Technorati Favorites