Macar Kralı, Avusturyalılarla yaptıkları savaştan sonra kaçarak Osmanlı İmparatorluğuna sığınır. Eşi ile birlikte yaşamlarının bir dönemini Kocaeli ve çevresinde daha çok da Karatepe Köyünde geçirir. 1500’lü yıllarda yaşanan bu olayın anısına Karatepe Köyüne Kocaeli Belediyesince bir anıt yapılmıştır. O gün yapılan törene gelen Macar Heyeti ellerinde ülkelerininyemek tariflerinin olduğu bir kitapta getirmişler. Törene ben katılamadım ama İngilizce basılan bu kitap elime geçti. O günden beri elimde İngilizce Türkçe Sözlük gidip gelip tercüme etmeye çalışıyorum. Sular seller gibi İngilizce bildiğim yok ama okulda öğrendiğimiz kadarı ile anlamaya çalışıyorum. Yalan yanlış olmasın diyerek tercüme ettiğim kısımları oğluma onaylatıyorum elbette.
İleride Macaristan’dan gelen turistlere ikram edilmek üzere bu yemeklerin Türkçe tercümelerinin yapılarak yöre insanının öğrenmesinin de çok faydalı olacağını düşünüyorum. Kim bilir; belki İstanbul’a gelen Macar turistler krallarının yaşadığı köyü de görmek isteyebilirler. Onlara kendi damak zevklerine uygun yemekler sunabilmek çok hoş bir jest olabilir örneğin.
Bugün Macaristan’ın belki de dünyada en tanınan yemeği olan Goulash (Gulaş) ı anlatmak istiyorum. Tercümemiz sonucu birebir yapmaya çalıştım. Sadece ev makarnası yerine bizim kuskusumuzdan kattım. Çok hoş bir lezzet oldu. Malzemeleri zaten hepimizin evinde olan şeyler.Kereviz ve kimyonun kokusu da yemeğe çok yakışmıştı. Şimdi tarife geçmek istiyorum.
Malzemeler:
400 gr sığır eti(bacak kısmından)
2-3 kaşık yağ
1 orta boy soğan
1 diş sarımsak
2 domates
2 adet kırmızı etli biber
600 gr. patates (4-5 adet)
1,5 litre kemik yada et suyu
1 demet kereviz (yeşil yaprağı)
1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
2 tatlı kaşığı tuz
1/2 çay bardağı ev yapımı küçük kesilmiş makarna (ben kuskus kullandım)
Taze Kimyon tohumu (bir buçuk çay kaşığı kadar kimyon tozu kullandım)
Yapılışı:
Öncelikle sığır etinin sinirlerini ayıklayıp yıkayın. Kuşbaşı şeklinde doğrayın. Yağı tencerede eritip doğranmış soğanları katın ve pembeleştirin. Sarımsağı ezerek ilave edin, kimyonu ve kırmızı toz biberi ekleyip bir kere karıştırın ve etleri ilave edin. Arada karıştırarak etler renk değiştirene kadar pişirin ve sıcak et suyundan bir iki bardak kadar katın yaklaşık 30 dakika pişmeye bırakın. Bu arada patatesleri soyup küp şeklinde doğrayın, kereviz saplarını ayıklayıp yıkayın ve irice doğrayın. Kırmızıbiberleri halka şeklinde dilimleyin, domatesleri soyup doğrayın.
Etler yumuşayınca doğradığınız tüm malzemeyi ve kalan et suyunu da katarak tuzunu ekleyin. 15 dakika kadar pişirin. Patatesleri kontrol ederek piştikten sonra makarnayı ekleyin ve beş altı dakika daha pişirerek ocağı kapatıp yemeği on dakika dinlendirin. Servis yaparken kereviz saplarını atın diyor kitapta ama biz yedik. Siz de dilediğiniz gibi davranabilirsiniz.
Yıllar önce kuyu kebabı ile tanışmıştım. O zamanlar Kastamonu’nun köyünde görevliyiz. Köyde elektrik yok. Buzdolabı olmadığından et gibi bozulabilen şeyleri alamıyoruz. Köylüler bu yüzden ayda bir veya istek üzerine iki ayda bir kuyu kebabı yapıyorlardı. Biz de ilk kuyu kebabımızı almak için talip olduk. Hem kuyu kebabını hiç bilmediğimizden, hem de yaklaşık bir aydır et yemediğimizden olacak aç gözlülük ederek koca bir budu sipariş ettik.
Tandıra benzer bir şekilde açılıp etrafı ısıyı koruyan tuğlalarla örülü ağzı dar dibi daha geniş ve derin olan kuyunun içinde önce bol miktarda odun yakarak ısıtıyorlar. Odunlar köze dönünce kesilip derisi ve karnı temizlenen koyun ya da kuzuyu ayaklarından uzun bir sopaya bağlayıp baş aşağı kuyuya sallandırıyorlar. Üzerine sac kapatıp onun üzerini de toprakla iyice örtüyorlar. Koyun kendi buharında pişiyor. 5–6 saat sanırım kapalı tutuyorlardı, süresini şimdi unuttum.
Sonuçta kebabımız eve geldi. Kuzineli sobaları bileniz vardır mutlaka ama bilmeyenler için söyleyeyim, yatay şekilde olan yanında da fırını olan sobalar. Elektrik olmayan yerlerde fırında yapılması gereken tüm işleri yapabildiğiniz bir sistem. O sobada çooook ekmek, börek, yemek yapmıştım.Neyse; ben kebabı akşama kadar kuzine de saklayayım diye düşünerek fırın kısmına koydum. Ama fırın kapağı tam kapanmamıştı, hafif aralık kaldı. Bir ara bahçeden döndüğümde ne göreyim bir kedi bizim budu çekiştire çekiştire nasıl bir iştahla yiyo anlatılamaz yani. Eh kediyi kovsam ne edeyim budu zaten yiyemeyiz artık. En azından bir tadına baksaydık kedicik filan deneye çalışsam ne olacak. Yeni bir kebap için bir ay beklememiz gerekti bu durumda. Kuyu kebabı çok hoş ve değişik bir lezzet, yolunuz düşerse mutlaka deneyin.
Kurban bayramı geçti gitti ben bir etli yemek tarifi yazamadım. Tarifimiz oldukça basit. Bu gün bonfile şeklinde kesip yaptığımı yazıyorum ama ben bu yemeği kuşbaşı doğranmış et ile de yapıyorum.
Malzemeler:
1 kg ince dilimler halinde kesilmiş dana eti (koyun- kuzu da olabilir)
2 adet kuru soğan
2 adet kırmızı etli biber
4-5 adet yeşil biber
1 tatlı kaşığı çok iri çekilmiş karabiber
1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
3-4 yemek kaşığı kadar yağ
1-2 tatlı kaşığı tuz
Yapılışı:
Etleri yıkayıp süzün. Tencereye aktardığınız yağı kızdırın ve etlerin her iki tarafını da çevirerek hafifçe kızartın. Kızarana etleri alarak başka bir tencereye aktarın. Soğanları soyup dörde bölün, biberleri de aynı şekilde yıkayarak irice dörde bölün ve etlerin üzerine yayın. Baharatını ekleyin. Tavadaki yağı süzün, bir çay bardağı kadar suyu dökün ve tavanın dibini tahta kaşıkla kazıyarak etlerin üzerine ekleyin. Süzdüğünüz yağdan da bir iki yemek kaşığı koyun ve ocağı yakın. Kaynamaya başlayınca en kısık şekle ayarladıktan sonra yaklaşık yarım saat (et sert ise bir saat de olabilir) etler yumuşayana kadar pişirin. Ocağı kapatmadan yaklaşık 10 dakika kadar önce tuzunu ekleyin. Arzunuza göre patates püresi ya da pilav yanında servis edin.
Bundan 23 sene kadar önce yeni evliyiz ve Kastamonu’da bir köyde görev yapıyoruz eşimle birlikte. O kadar güzel bir köy ki içinden genişçe bir dere geçiyor ve bu derenin üzerinde minübüslerin bile geçebildiği asma bir köprüsü var. Evin hemen dibinden orman başlıyor. Önümüz dere arkamız orman ve biz yeşillikler içinde yaşamaktayız. Bu kadar güzelliğin bir tek kusuru vardı o zamanlar bize göre, köyde elektrik yoktu, evde de su. Taşımaktaydık suyumuzu bir yerlerden. Şimdi bazen şehir gürültüsünden kaçıvermek isteyince orası aklıma gelir. Neyse asıl anlatacağım konu bu değildi.
İşte o köydeyken bir de baktık eve fareler yuva yapmış, bütün giysilerimizi, yataklarımızı yiyor. Ne yapalım diye düşünürken biz köylüler eve kedi alın bir tane fareler onun kokusundan kaçıp gider dediler. Bulduk bir yavru kedi. Eve aldık, ben toprak, kum getirip bir kasaya koydum, eğiteceğiz güya. Bizim yavru iki gün içinde evi acayip pisletti tabiî ki. Seviyoruz ayrı mesele ama bu durumda çekilir hal değildi. Bir gün buna fena halde kızdık. Bize söylenen tutup başından pisliğini koklatın ve bir şaplak atarak dışarı atın sözünü aynen uyguladık. Sanırım şaplağımız biraz ağır oldu. Yavru koşarak evin önündeki koca çam ağacına tırmandı. Akşama doğru baktık inmiyo geri, bu sefer ağacın altından seslenip çağırmaya başladık. Olmadı, sucuk kızarttık ağacın dibinde kokusuna mutlaka iner dedik. Fena küstürmüşüz, süt kaynattık, daha neler neler. Hiç bişey fayda etmedi. Köyün imamı bizi ertesi gün ağacın altında görünce yardıma geldi. Merdiven dayayarak tırmandı ağaca. Bizim yavru imamı görünce daha yukarı çıkmaya başladı. İmam çıkıyo, yavru çıkıyo. Neredeyse ağacın en ucuna geldiler. Artık biz kediden geçtik aman imam efendi in aşağı düşüp bir yerlerini kıracaksın demeye başladık. Neyse imam eline bir dal alıp kediyi aşağıya doğru itmeye başladı. Yavrucak dallara atlaya düşe ağacın dibine indi, iner inmezde doğru ormana kaçtı. Biz iki gün de ormanda aradık kediciği ama bulamadık. İmi timi belirsiz olmuştu. Aman siz siz olun hayvan deyip geçmeyin… Onların da yürekleri insanlar gibi camdanmış, kırılınca bir kere yapışsa bile eskisi gibi olmuyormuş.
Neyse şimdi bu köşenin asıl var olma nedeni olan yemeğe gelelim. Bu gün anlatacağım tarif hem lezzeti hem de görünümüyle gönlünüzü fethedecek bir yemek.
Malzemeler:
1/2 kg arzu ettiğiniz et (Kuzu, dana, tavuk, hindi )
1/2 kg mantar
1 adet kuru soğan
1 adet kırmızı etli biber
5-6 adet yeşil sivri biber
2 adet orta boy domates
1 adet havuç
Biberiye
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı pul biber
1,5 -2 tatlı kaşığı tuz
1/2 kahve fincanı zeytinyağı
Üzeri için:
1 su bardağı yoğurt
4 yemek kaşığı un
1 yumurta
Tuz
Kaşar peyniri (rendelenmiş)
Yapılışı:
Öncelikle kuşbaşı doğranmış olan eti kızgın yağda hafifçe kızartıp bir tabağa alın. Havuçları halka şeklinde doğrayarak aynı yağda hafif kızartarak ete ekleyin.
Çukurca bir tencereye yağı alarak ocağı yakın. Soğan, biber ve sarımsağı doğrayarak yağa aktarın. Karıştırarak soteleyin. Mantarları yıkayıp dörde bölün ve tencereye aktararak çevirin. Mantarların suyunu salmasını engellemek için ocağınız harlı olmalı. Mantarlar hafifçe renk değiştirdikten sonra eti ve havucu ekleyin. Domateslerin kabuklarını soyarak doğrayın ve pişmekte olan yemeğe aktarın. Baharatları, biberiyeyi ve tuzunu kattıktan sonra kısık ateşte 20-25 dakika kadar pişirin.
Toprak (Güveç) tepsinizi çok hafif yağlayın ve pişen malzemeyi tepsiye yayın.
Çukur bir kâsede yumurta, yoğurt ve unu iyice çırpın. Çok az tuz katarak tepsideki malzemenin üzerini kapatacak şekilde yayın. En üste kaşar peyniri rendesini sepeleyin ve daha önceden 250 derecede ısıttığınız fırında üzeri kızarana kadar pişirin. 10 dakika dinlendirdikten sonra servis yapın.
Herkese tüm arkadaşlarıma kocamaaaaaaaan bir merhaba demek istiyorum. Beni merak edip yorum bırakan arkadaşlarım olmuş, çoook teşekkür ederim. Evet bir süredir yazamadım, aslında 12–13 gün filan olmuş ama bana asırlardır yazmıyorum gibi geldiJ Böyle bağımlılık yapmış, tiryakisi olmuşum meğerse bloğumun.
Geçen hafta babam memlekete gidince annem yalnız kaldı, bu durumda sevgili kayınvalidem ile annemi çağırdım. İki- üç gün biz de kaldılar, sonra benim sevgili annem kendi evine sürükledi. Eh birkaç gün de ben orada kaldım haliyle. Derken eve döndüm ama biraz iş, biraz misafir , derken oğlum geldi..Yani bakamadım hiç bloğuma. Şimdi bu yazıyı yayınladıktan sonra tüm arkadaşlarımı tek tek dolaşacağım.Gecikirsem kusura bakmayın emi, bayağı bir zaman alacak; epeydir arkadaşları boşlayınca hepsi başını alıp yürümüştürJ Şimdi tek tek gelip sayfalarınızıokuyacağım….J
Bir de bugün Kütüphaneler haftası başladı arkadaşlar. Onu da duyurayım bu arada. Aşağıdaki resim hepimize örnek olmalı. İkinci Dünya savaşında Londra’da bir kütüphane. Almanlar tarafından bombalanmasının hemen ertesi günü çekilen bu fotoğrafa iyi bakın. İnsanlar savaşta bile birkaç kitap seçip okumanın peşindeler.Beni çok etkileyen bir karedir bu. Kütüphaneleri ziyaretçisiz bırakmayalım. Sadece ödev yapma yeri gibi görmeyelim.
Şimdi bugün geçen yıl resimlediğim bir tarifi yayınlayayım.
Malzemeler:
1 kg biftek veya pirzola eti
2-3 adet patates
Sos İçin:
1 adet kuru soğan
2-3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı kekik
Yarım limon suyu
1 yemek kaşığı yoğurt
Yarım kahve fincanı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 tatlı kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
1,5 - 2 tatlı kaşığı tuz
Yapılışı:
Kuru soğan ve sarımsağı çukurca bir kaba rendeleyin. Diğer malzemeleri de ilave ederek iyice karıştırın. Biftek parçalarını tek tek sosa bulayarak bir kaba alın. Kalan sosu da ilave ederek tekrar karıştırıp üzerini örterek buzdolabına koyun. Bir gece bekletin. Acil durumlarda birkaç saat bekletmenizde yeterli olacaktır.
Ertesi gün evde ızgaranız varsa yakın, benim gibi ızgara yapacağınız uygun yeriniz yoksa tost makinesinin her iki kanadını da yatırarak yüksek ısıda çalıştırın. Tost makinesi iyice ısındıktan sonra etleri yağlı kâğıdın üzerine dizin.
Patatesleri soyup yıkayın, ince halkalar halinde doğrayın. Etin kalan sosuna bulayarak aynı şekilde ızgaranıza ya da tost makinenizin üzerine koyun. Yağlı kâğıttan etlerin ve patateslerin üzerini kapatacak kadar parça kesin, pişmekte olan malzemelerin üzerini örtün. Yaklaşık 15- 20 dakika sonra kızaran etlerin ve patateslerin ters tarafına çevirip pişirin. Salata yaparak yanında servis edin. Afiyet olsun.
Blogla tanışalı bir yıl beşgün olmuş ve ben yıldönümümü kaçırmışım.Gecikmeli olarak bu gün blogdaki ilk yılımı kendi kendime kutluyorumJ Pasta da yapamadık maalesef.Tam kaz etini tarif edeyim diyerek oturdum bilgisayarın başına , bir de ne göreyim…Bir yılım bitmiş meğerse..Neyse ben yine de tarifimi yazayım..Nice yıllara diyorum kendimeJ
Bu tarifi verip vermeme konusunda geçen seneden beri kararsızlık yaşamama rağmen madem yapıyorum yazmalıyım diye düşündüm.Bulamayanlar gelip biz de yiyebilirlerJ
Çocukluğumdan kalan en güzel anılarımdan biri sanıyorum ki KAZ ÇOBANLIĞIdır.İki yıl kadar kazları otlattım diye hatırlıyorum.Çok değil…keşke daha uzun sürebilseydi..
Her evin sayıları 30-80 arası değişen kazları olurdu bizim memlekette.Yine her evin çocuğu yoksa komşu çocukları kazları sürü halinde önümüze katıp köyümüzden yan yana geçen iki derenin oraya götürüp salardık çayıra.Kazlar hem otlayıp hemde sularda yıkanırken bizde boş durmazdık elbette.Gökyüzüne yükselen sürüyle kaz seslerinin eşliğinde diğer kaz çobanı arkadaşlarımızla türlü türlü oyunlar oynardık.Dereye atlar yüzerdik çok bunaldığımızda. Şimdi o dereler neredeyse kurumuşlar..İki derenin arası yaklaşık elli metre kadardı.Ortada kalan kısımda su akıntılarından dolayı düzleşmiş taşlar oldukça bol miktardaydı ve bu taşlar bizim oynarken ev yapımında kullandığımız çok değerli bir hazineydi. İşte evler yapar, sazlardan sepetler masalar türetirdik, Yolda gelirken napızarlardan(Patates tarlaları) topladığımız patatesleri ateş yakarak közleyip yerdik. Akşam nasıl olmuş anlamazdık bile.Sonra herkes kendi kaz grubunu hangi sesle çağıracaksa toplar, gün batarken türkü söyleye söyleye ertesi günün hayalini kurarak eve dönerdik..
KAZ genellikle Doğu Anadoluda bilinen bir yemek çeşididir.Ama yer yer diğer bölgelerimizde de yendiğini biliyorum.Her yıl yetiştirilen kazlar Kasım ayında sadece ertesi yıla kalacak ANAÇ lar ayrıldıktan sonra toplu olarak kesilir.Temizlenip göğüs ortasından açılarak tuzlanır, iple bağlanarak asılır ve ayazda bir iki gün bekletilir. Eskiden ambarlar olurdu evin dışında başka bir bina olarak inşa edilmiş olan, kuruyan kazlar oralarda saklanırdı.Şimdilerde herkes derin dondurucuda saklamaktadır. İşte hikayesi biraz uzun oldu ama bu gün size kaz etini tarif edeceğim.
Kaz birkaç şekilde pişirilebilir.Tandırda pişirilir (buralarda bulmak mümkün değildir.) Yada tencerede haşlayıp suyundan pilav yapılabilir. İster pirinç pilavı ister bulgur pilavı olsun hiç fark etmez ama ben bulgur şeklini daha çok seviyorum. Ya da patatesli pişirilir. Bu gün patatesli şeklini yapmıştım onu tarif edeceğim.
Malzemeler:
4-5 iri parça Kaz eti
5-6 patates
1 adet soğan
Yapılışı:
Kaz etleri iyice yıkanarak bir miktar suyla (1,5 su bardağı kadar) tencereye konarak kaynamaya bırakılır.Kurutulmuş kazlar tuzlu olduğu için tuz konmaz.Kaynama başlayınca altı kısılarak etler yumuşayıncaya kadar haşlanır.Yaklaşık 30-45 dakika kadar.Başka bir tencerede soğan çok az yağla (Kaz eti yağlı et olduğundan çok az yağ kullanılmalıdır) pembeleştirilir patatesler ilave edilir ve kazın suyundan bir miktar eklenir.Patatesler suyu çekip piştikten sonra ,10-15 dakika fırında kızartılan etle birlikte servis yapılır.Afiyet olsun.
Pirinçle pişmiş hali.Geçen sene fotoğraflamıştım bunu:)
15 yıl kadar önce çalıştığım kurum ufak bir birim olduğundanöğle yemeklerini kendimiz pişiridik. Genelde pratik şeyler yapar çoğu kez makarna veya ekmek arası yerdik.Ciğer pişirdiğim bir gün arkadaşlardan biri (Cadı Sevgi) bana gelmişti ve çok beğenmişti.Ogün ille Sebilay ciğer pişirsindedi.
İyi…Pişiririz sanki ne var..
Aldık malzemeleri ciğerle karışık yürek almışız. Yıkadık temizledik. Bir saatlik bir öğle yemeği süremiz var, kim önce yüreği pişirecek, attım ciğerle birlikte yüreği de. Ciğerler pişti, soğanı biberi ile öyle hariha görünüyoki..Aynı benim yukarıdaki resim gibiJ Eh aşçıbaşı olarak getirip servis yaptık. Çatalı eline alanların hepsi önce büyük bir iştahla saldırdılar.Lokmayı ağzına atan yüzünü buruşturuyo.. Amanın ne oluyo demeye kalmadı önce benim sevgili amirim ya Sebilay hanım bu sanki pişmemiş mi? Deyiverdi. Arkası dururmu hepsi başladı çiğ kalmış bunlar demeye.
Allahım hiç bu kadar utanmamıştım..Yerin dibine geçtim.Ama taviz vermiyorum hayır bunlar pişmiş diyerek inatla başladım yemeğe.iki çatal sonra yok ya gerçekten çiğ kalmışları kendime itiraf ediyorum ama, bir türlü sözle diyemiyorum.
Neyse o gün öyle geldi geçti işte. Bazen benim blogum hakkında konuştuğumuzda o ciğeri hatırlatırlar da ..…Utandırmaktan zevkmi alıyosunuz arkadaşlar.
Bu gün ciğer tarifi vereceğimJ.
Malzemeler:
1/2 kg tavuk ciğeri
1-2 kuru soğan
3-4 yaşil sivri biber
1 tatlı kaşığı pul biber
1 tatlı kaşığı iri çekilmiş karabiber.
2-3 yemek kaşığı tereyağı (zeytinyağıda olabilir)
Tuz
Yapılışı:
Ciğer güzelce yıkanır.Tavaya iki kaşık kadar tereyağı konur.Yağ kızdırılır ve yıkanıp süzülmüş ciğerler atılır.Arasıra karıştırarak tavanın kapağı kapalı olarak 20-25 dakika pişirilir. Kuru soğan, biber doğranıp eklenir.Tuzu, baharatları katılarak soğan ve biber de piştikten sonra ocağın altı kapatılır.Afiyet olsun.
Ramazanın başından beri hiç tarif eklemediğim için bir çok arkadaştan sitemler aldım.Yemek yapmadığımızdan değil elbette gelemeyişimizJ Tembellik desek yerinde olur sanırım.Yada çok değişik tarifler denememiş olmamız da sayılabilir.Ya da öğlene kadar uyuyup öğleden sonra da ancak ev temizliğine ve yemek yapmaya fırsat buluşumuzJ İftardan sonra çöken rehavet hali yada..Birçok mazeretim var gördüğünüz gibi.Bayram yaklaşıyor şimdi de ancak bayram temizliği ile geçecek bir süre.Geçen hafta annemin evini temizledik.Bu hafta benim evi yapacağım ama en azından bayrama bir tarif ekleyeyim diyerek size haşlama bırakıyorum.Bayram tatlısını yaptığımda fırsat bulursam ekleyeceğime söz veriyorum.
Malzemeler:
1 kg dana eti
1/2 kg patates
Taze nane birkaç dal
Taze soğan bir- iki adet
1 adet büyük havuç
1 yumurtanın sarısı
Yarım limon suyu
Yapılışı:
Öncelikle et iri parçalar halinde kesilip soğuk suyla tencerede bir taşım kaynatılır.Köpürdükten sonra süzülür ve soğuk suyla durulanır.Tekrar üzerini bir parmak geçecek kadar soğuk su konur ve et yaklaşık yarım 45 dakika yumuşayana kadar pişirilir.Bu arada patatesler soyulup ikiye bölünür.Havuç halkalar halinde doğranır.Pişmekte olan ete ilave edilir.Yaklaşık 10-15 dakika sonra doğranmış nane ve soğan katılır.10 dakika kadar kaynadıktan sonra kasede yumurta sarısı ve limon suyu iyice çırpılır ve karıştırarak yemeğe katılır.İki taşım kaynatılıp ocaktan alınır.10 dakika kadar dinlendirilip servis yapılır.
Birde Zerrin’in sayfasında gördüğüm fırınsız pastayı denemiştim, değişik bir pasta olduğunu belirtmeliyim.Oldukça da hafif oldu bence.Gerçi Zerrin kadar uğraş vermiş değilim pastaya onunki kadar güzel görünmese de tadı güzeldi sonuçta:)
Ciğeri kolesterolu fazla olduğundan pek yemeyiz ama sene de bir kere yaptığım için bu fırsat kaçar mı deyip yazmaya karar verdim. Herkes biliyodur sanırım ama olsun yine de bilmeyenler olabileceğini düşünerek anlatalım değilmi yani....Şimdi efendiiim...
Malzemeler:
Bir miktar ciğer (arzu ettiğiniz kadar).
Un
Kekik
Tuz
Patates
Kuru soğan
Maydanoz
Limon
Kızartmak için sıvı yağ
ve soğan için zeytinyağı
Yapılışı:
Ciğer güzelce yıkanır. Zar kısmı alınarak kare kara doğranır. Patatesler soyulup kare kare kesilerek kızartılır. Soğanlar ince şeritler halinde kesilip üzerine tuz serpilerek kenarda 10-15 dakika bekletilir.Bu arada ciğerlere tuz ve bol miktarda kekik serpilerek karıştırılır una bulanarak kızgın yağda kızartılıp patateslerin yanına alınır. Soğan hafif ovuşturarak soğuk suyla yıkanır ve maydanoz kıyılarak katılır. Soğana az limon ve az zeytinyağı da katılarak ciğer ve patatesin yanında servis edilir. Afiyetler olsun.