Sümela Manastırı,Amasya,Benim ilçemden görüntüler,Erzurum da müzede sergilenen bir eser Samsun da Bandırma Vapuru, Atatürk ve Komutanları, Amasyada Şehzadeler Müzesi, Ve el yazması Ceylan derisinden yapılmış altın işlemeli Kuran, Meryem Ana, Türklerin yaptığı ilk mumyalar,Karadenizden bir görüntü ,Erzurum Çifte Minareler
Tosya'dan pirinç tarlaları, Ani Harabeleri, Gürcistan sınırımız ve Aras Nehri, Amasyadan Yeşilırmak ve Kaya Mezarları, Ani de Türk Dünyasında yapılan ilk camii, tandır eskiden mi kalmış yoksa günümüzdemi yapılmış anlayamadım, açıklayıcı bilgi yoktu ancak yinede resimledim.
Gittiğim geziden gelişimin üzerinden epeyce bir zaman geçmesine rağmen bu yaz sıcaklarından dolayı bir türlü bilgisayar başına oturamadım. Daha doğrusu bişeyler yazmak gelmedi içimden. Size de olur mu zaman zaman hiç bişey yapmak istemezsiniz, öyle boş boş oturup televizyon karşısında zaman öldürürsünüz.
İki gündür nihayet elimi kolumu kıpırdatıp hadi bakalım dedim ve bir günde bir kitap okudum en azındanJBu günde bişeyler yazayım ve sonbaharda görüşmek üzere nokta koyayım dedim.
Gittiğim gezi muhteşemdi. Amasya üzerinden Erzurum’a gittik. Bir kere Amasya muhteşem bir kent. Epey gezdik yukarıda resimleri var. Kentin içinden dağ fışkırıyor. Ortasından geçen Yeşilırmak ayrı bir hava katıyo zaten. İnsanları acaip sıcak. Bir yer soruyorsunuz tutup kolunuzdan götürüyorlar. Geceleri oldukça güvenli bir yermiş. Dışarıdan gelip yerleşenlerin ayrılmak istemedikleri bir yerleşim. Ben bayıldım. Sürekli orada yaşayan gençler dışarıdan gelenlerin farklı düşündüğünü öne sürdüler. Bunun bence şehrin etrafını saran kayalıklarla bir ilgisi olabilir diye düşünüyorum. Gençler kendilerini hapsolmuş gibi mi hissediyor acaba?
Erzurum’u çok fazla gezemedim ve Kars’a geçtim. Eşim Erzurum’un tadını çıkardı. Kars 15 yıldır görmediğim memleketim. Çok özlemişim meğer. Doyasıya gezdim sayılır kısacık zamanda. Topu topu dört gün kaldım. Babam sağ olsun yukarıdaki arılı resimde olan, bayağı bir dolaştırdı beni. Ani Harabelerine dahi gittim resimleri yukarıda. Yaylamıza çıktım.
Dönüş yolunda Karadeniz üzerinden gelelim deyip Trabzon’a çevirdik rotayı. Sümele Manastırı, Giresun, Ordu, Samsun hepsi başka güzel. Zamanımın kısıtlı olmasına rağmen şahane bir gezi yaptık. Girdiğimiz her kentin belli başlı yerlerini ve mutlaka müzelerini gezdik. Birçok resim çektim ve bir kaçını yukarıda sizinle paylaşmak istedim.
Şimdi artık sonbaharda görüşmek üzere diyorum.Hoşçakalın.
Kocaeli Bölge Tiyatrosu tüm imkânsızlıklara rağmen varlığını sürdürüyor, ayakta durmayı başarıyor ve birbirinden güzel etkinliklerle Kocaeli Halkının karşısına çıkıyor.Her yıl ekim ayında başlattıkları eğitim çalışmalarının sonucunda oyuncu grupları çeşitli mekanlarda ve sokaklarda hazırladıkları oyunlarını sergiliyorlar.
14. ncü Çocuk Oyunları Tiyatro Festivali 16 Mayıs 2007 Çarşamba günü rengarenk giysileriyle tüm grupların İzmit’in tren yolunun kaldırılıp yerine yapılan yürüyüş yolunda oluşturdukları kortejle başladı, Sabancı Kültür Sitesin’de de açılış programı düzenlendi. Kocaeli Bölge Tiyatrosu Sanat yönetmeni Burhan AKÇİN’in tanıtım kitapçığında ki uzun konuşması çok hoş olduğundan bir bölümünü aynen aktarıyorum.
“Küresel sorun aslında uygarlık sorunudur.Savaşların, kirliliğin,hastalıkların,cehaletin ve geri kalmışlığın kapattığı uygar dünya, bu örtülerden kurtulduğunda gülümseyecektir.UYGAR Dünya çocuklara ve kendine gülümseyen dünyadır……
Uygar olabilmek değişik kültürlerle sarmalanan sanatsal etkinliklere yaklaşmak ve katılmak demektir. Sanatın kurtarıcı özelliği Uygarlıkla sağlanır, çoğalır.”
16-27 Mayıs 2007 tarihleri arasındaki Kocaeli Bölge Tiyatrosu 14.ncü Çocuk Oyunları Festival Programını resimleyerek aşağıda yayınlıyorum. Tüm Kocaeli de yaşayanların çocukların bu gösterilerine ilgisiz kalmamalarını umuyorum.
Çocuklar çok emek sarf ettiler. Bu tür eğitimlerin okulda aldıkları eğitime de büyük katkı sağladığına inanıyorum. Haydi onları alkışlamaya gidelim.
Bu gün blogları şöyle bir gezerken Zerrin’in blogunda bahardan bahsedildiğini okudum. Dağlarına bahar gelmiş memleketimin demeye başlamış baktım. Aman , çok geç olmadan elimdeki kış resimlerini çıkarmalıyım .
Geçen hafta sonu gidip gördüğümüz Farklı Gezegen adındaki bölgenin resimlerini bir türlü yayınlamak kısmet olmadı.Bir sürü resim çekmiştim ancak çok sisli bir gün olduğundan en net çıkanları birleştirerek sundum. Gelip görmenizi isterdim. Rehberimiz, Farklı Gezegenin yürüyüş parkurunun kısa olması sebebi ile bizi Kartepe’ye doğru tırmandırdı önce. Yukarıdaki resimlerin bir kaçı o bölgede çekildi. Karların arasında açan çiçekler gerçekten muhteşemdi. Yalnız ağaçların üzerindekiler çiçek değil kar….Altta soldanikinci resimdeki manzara görmeğe değerdi, sanki gökyüzünde havada asılı bir ada gibi duruyordu. Sisin etkisi ile 1 dakika kadar sürdü, ancak tam fotoğraflayamadım sanırım..Hatta rehberimiz önünde poz verdi maalesef yetişip çekemedik, sise büründü tamamen.
En son da gördüğünüz sarı köpek ise çok şeker bir şeydi. Farklı Gezegen’e geldiğimizde orada bir kulübe vardı. İçinde bir çok şey olan. Tüp, tabak, tencere, ocak, bahçesinde eski çekyatlar ve koltuklardan oluşan bir oturma grubu:) Biz oturup dinlenmek ve yemek molası için bahçeyi yeğledik. İşte o köpekte bir gün önce gelip orayı mesken tutmuş kendine. Çok da terbiyeli ve asildi. Asla sofraya gelmedi. Kenarda ne verdiysek aldı, bir bahçem olsaydı kesin alıp gelirdim. Bu kez tepeden baktık Gezegen’e. Bir de aşağıdan gidecekmişiz. Asıl manzara oradaymış rehberimizin dediğine göre. Sisten dolayı fazla fotoğraflayamadım. Çektiklerimde benim gördüklerimi yansıtmadı.
Epeyce bir zamandır yürüyüş yapamadığımızdan bayağı hamlamışız meğerse, bu seferki yürüyüşümüz biraz yorucu oldu. Grup bir araya toplanamıyordu, mutlaka birilerinin işi çıkıyordu. Bu seferde planlar yapıldı araba ayarlandı, gide giderehberimiz hariç 5 kişi gidebildik. Bundan sonra ne olursa olsun, kaç kişi olursa olsun 15 günde bir yürüyüş yapmaya karar vererek ayrıldık.
Her ne kadar bayramda hoş resimlerle süslenmiş bir yazı yazarak mesaj bırakmak istediysem de bir türlü fırsat bulup bunu gerçekleştiremedim.O yüzden bayram ve yeni yıl resimleri yerine sizi Kocaeli'nin Kefken İlçesi sahiline davet ediyorum, bahardan kalan bir gün eşliğinde.
Geçmiş Kurban Bayramınızı kutluyor, yeni yılda sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum.Her şey gönlünüzce olsun.....
Ayrıca sitemi blog içinden ve dışından ziyaret ederek yorumlarını eksik etmeyen ve destek veren tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.Yaptığı bir şeyin hoşa gitmesi ve bunun dile getirilmesi kimi mutlu etmez ki....
Blog dışından iki haftadır yorum yapamayan çok sevgili arkadaşlarım; bu durumun blog yönetimi tarafından düzeltilmiş olduğunu saygılarımla bildirir, yorumlarınızı tekrar beklerim.:)))
Bu hafta Farklı Gezegen'e gidecektik ama rehberimiz bunun uygun olmadığını ve Aytepe'ye gitmemiz gerektiğini söyledi.Olsun.Yeterki gezmek olsun :))) deyip takıldık peşine.Dağa tırmandıkça gördüğümüz manzaralara hayranlık duymamak mümkün değildi.Yavaş yavaş belirmeye başlayan yerdeki karlar,daha yükseklerde bembeyaz ağaçlar-orman olarak karşımıza çıktı.Nihayet arabayı daha fazla götüremiyeceğimiz anlaşılmış ve tepede bir yerde bırakmamız gerekmişti.Park ederken kara saplanan aracımızı köylüler yardıma koşmasaydı zor çıkarırdık.Epey uğraş vermiş ileri geri itmiş paspaslar koymuştuk ama başaramamıştık.Onlar olmasaydı, galiba başlamadan bitecekti yürüyüşümüz:))
Sonuçta yukarıdaki manzaraların eşliğinde karlara bata çıka yokuş aşağı bayağı keyifli bir tempoyla Veysel Dayı'nın işlettiği ,yukarıda resmi olan ,değirmen işlevi de gören Belediyeye ait mola yerine geldik.Oldukça sıcak insanlar.İki senedir falan çok kar yağdığını söylediler ova dedikleri o yere.Çaylar içildi ve yanan ocağın önünde keyifli sohbetler yapıldı bir süre.Tekrar yola koyulduk.Amaç yukarıdaki resimde görülen Kirazdere'de olan şelalenin oraya varmak ve yemeği orada yemek.Ama geç kalınacak endişesi ile grubun tamamı gitmek istemedi bu yüzden sadece dört kişi ,rehberimiz de dahil devam etmeye karar verdik.Her ne kadar bana bir bacak sakatlığına malolsa da iyi ki gitmişiz diyorum.Karlı bölge bitip sonbahara ait görüntüler olan yeşilliklerde, mor çiçeklerin arasında yürüdük.Gerçi oldukça uzun bir yürüyüş oldu.Grubun diğer elemanları çay içip sucuk yerken biz şelale yolundaydık:)) Dönüşümüz de benim bacak ağrı sinyalleri vermeye başladı.Hep yokuş aşağı inmiştik, şimdi tırmanma zamanıydı.Aynı yollardan gece karanlığına kalarak tırmandık.Ben yolun sonuna doğru artık bacağımı taşıyamaz olmuş resmen sürüklüyodum.Yürüyüş değildi elbet beni bu hale getiren:))) alışkındık yürüyüşe:)) ,arabayı kardan çıkaracağız diye iterken bacağım boşlukta kayarak savrulmuştu, orada incittim sanıyorum ama sıcağı sıcağına anlamadım,bir de uzun yürüyüşü ekleyince üstüne çok zorladım herhalde olan oldu işte..Şimdi ilaç kullanıp kesin yatak istirahati almış durumdayım.Gerçi pek yattığım söylenemez:)) Evet bir yürüyüşümüzde böyle bitti, iki hafta sonra bakalım neredeyiz.En son olan muhteşem bir günbatımının resmidir.
Son söz olarak Aytepe'deki resimleri çekip bana ulaştıran Yasemin Hanım ve eşine çok teşekkür ediyorum.
Her 15 günde bir yaptığımız doğa yürüyüşüne ne yazık ki bu hafta gidemiyoruz. Rehberimizin anne ve babasının memleketinden gelmesi nedeniyle aramıza katılamayacağını bildirmesi ..... ki o olmadan biz kayboluruz dağlarda:)) Kurtlara kuşlara yem olup kalırız.Bütün hayaller suya düştü. Bu hafta evdeyiz. O yüzden bu köşeye bir gün batımı resmi koyayım dedim, boynu bükük ve de mahsun kalmasın köşeciğim. İhmal ettiğimi düşünmesin :))
Önümüzdeki hafta gideceğiz bir aksilik olmazsa.Farklı Gezegen adında bir yer varmış oraya. Anlatıldığına göre dünyamızdan başka bir yer gibiymiş. İnşallah resimlerini çekip anlatma fırsatı yakalarım.
Doğa sporu yapan varmıdır aranızda bilmiyorum.Gerçi bizim yaptığımıza ne kadar spor denir onu da bilmiyorum ama elimizden geldiğince kentin kirli havasından çıkıp,dağların temiz havasına vuruyoruz kendimizi.Geçenler de İzmit'in yeni meşhur olan Kartepe'sine gittik.Yukarıdaki resimde hayli zorlandığımız bir yokuşta çekildi.Grubumuz bu sefer fazla kalabalık olmamasına rağmen çoğumuz yarı yolda tükendik,zirveyi görmeden döneceğiz.Ama bir liderimiz var tam doğa adamı,yakamızı elden bırakmadı.Buraya kadar geldikten sonra ben sizi en tepeye çıkarmadan geri götürmem diye tutturdu.İyiki de dinlemedi bizi..
Meğer muhteşem bir manzara bekliyomuş bizi.Bir yandan Marmara Denizi,bir yandan da Sapanca Gölünü gördüğümüz,ortada ise İzmit'in tamamına hakim olduğumuz 1600 metrede harika duygular yaşadık.Yemek molasında su bulamadığımızdan kar toplayıp kaynatarak çay yaptık.Biraz açık demlemişim alaylara muzdarip oldum ama o çay bile enfesti...Gruptaki herkesin yiyeceğini ortaya döküp paylaşması,her kesin her şeyden yemesi ise görülmeye değer bir manzaraydı.