Son zamanlarda okuduğum kitaplardan bahsetmek istiyorum biraz.
Yavaş Adam J.M.COETZEE tarafından yazılmış, daha ilk cümleyi okuduğunuzda sizi sarıp sarmalayan bir kitap. Orta yaşlı yalnız yaşayan bir adamın bisiklet kazası sonucu başkalarına bağımlı hale gelerek yaşamasını ve o süreçte etrafında gelişen olayları bazen üçüncü kişiymiş gibi dışarıdan takip edişini çok güzel bir anlatımla aktarmış.
Lawrence DURRELL’İN İskenderiye Dörtlüsü olarak kaleme aldığı kitaplardan ilki olan Justine ise Yahudi bir güzelin sıra dışı ilişkileri ve yaşadığı sorunlar çok çarpıcı bir anlatımla aktarılmış bizlere. Bu dörtlünün diğer kitapları da elimde ancak henüz sadece Jstine’yi okudum. Şimdi araya başka bir kitap koyarak biraz mola verdim. Çünkü çok dikkatli okunması gereken bir kitaplar dizisi bunlar. Bazen hafif bir dalgınlık yaşayarak bir paragrafı okuyup olayların ve kişileri rahatça karıştırabileceğiniz bir eserJ Dörtlünün her kitabı arasında başka bir kitapla mola vermeyi düşünüyorum.
Elif ŞAFAK’IN Aşk adlı romanını bir solukta okudum. Tebrizli Şems ve Mevlana’yı anlattığı bölümlere hayran kaldım. Elif Şafak’ın tüm kitaplarını okuyorum ve zaten kullandığı dili çok seviyorum. Aşk kitabında Tebrizli şems’in zaman zaman verdiği örnek hikâyeler enfes.
Susana TAMARO’ NUN Luisito adlı romanı muhteşem. Yıllarca yalnız yaşamış olan yaşlı ve emekli bir öğretmenin çöp kutusunun yanında bulduğu papağanla birlikte yaşamının ve duygularının nasıl değiştiğini okuyorsunuz. Elinize aldığınız an bitirmek için hiç bırakamayacağınız türde bir kitap.
Sabahattin ALİ’NİN Kamyon adlı öykü kitabı ise bütün kitapları gibi bizden öyküler. Kullandığı dil nedeniyle ciğerinize işleyen türden. Her öyküde burnumun ucu sızlayıp, yüreğim titredi.
Şimdi neredeyse bitirmek üzere olduğum Soğuk Dağ adlı kitabı ise Charles FRAZIER yazmış. Muhteşem bir anlatımla sunmuş. Okuduğunuz her sahneyi gözünüzün önünde tablo gibi izliyorsunuz. Amerikan İç Savaşı sırasında ölümcül yaraları olan bir askerin sevdiğine kavuşmak için tedavi gördüğü hastaneden kaçıp yollara düşmesi, yol boyunca savaşı irdelemesi, karşılaştığı insanlarla arlarında geçenler nefis bir şekilde anlatılıyor. Bu arada sevgilisinin de çiftlikte hayatta kalmak için verdiği mücadeleler bölüm bölüm okura sunulmuş. Gerçekten çok beğendim. Bu yazıyı bitince bitirmek üzere kitabıma gömüleceğim yine.
Şimdi bugün anlatacağım tarife geçmek istiyorum. Geçen gün ayseyaman da görüp denediğim bir tatlı. Ayşe adına Hindistan Cevizli Marzipan demiş. Akşam oğlum yerken anne hiç senin tarzın değil ama oldukça başarılı olmuş aynı pastane işi gibi dedi. Yemek konusunda yenilikçi olduğumu sanırdım, demek ki bayağı bir tutucuymuşum farkında değilimJ Benim de bir tarzım varmış demek kiJ
Hindistan Cevizi toplarını hepimiz çok beğendik. Değişik bir tat olduğu kesin. Çikolataları bile Hindistan cevizli sevdiğimden benim için harika oldular diyebilirim.
Tarifime geçmeden önce yemekelişleribeni kadın ve ev ödülüne layık görmüş. Çok teşekkür ediyorum. Bu ödülü tüm ziyaretçilerime gönderiyorum.
Malzemeler:
1 su bardağı kuru Hindistan cevizi
Yarım su bardağı su
1 su bardağı toz şeker
Yapılışı:
Hindistan cevizini parçalayıcıdan geçirerek iyice ufalanmasını sağlayın.
Şekeri ve suyu birlikte kaynatın. Hindistan cevizini ekleyerek bir iki fokurdatıp karıştırın. Ocağı kapatıp soğutun. Küçük parçalar alarak toplar yapın. Yapışıyorsa eğer pudra şekeri serperek topları daha kolay yapabilirsiniz. Bu tüyoyu ayşe vermiş çok işe yarıyor. Serastreç filme sararak buzdolabında 1-2 saat bekletip servise sunun.
40. P.D.Ç.S Etkinliğini missgibi arkadaşımız yapıyor. Bu tarifi aynı zamanda ona gönderiyorum. Çok eski dönemlerden beri insanların şekerli bitkilere düşkün olduğu ve onları severek tükettiği biliniyor. İspanya ve İsveç’te, üzerlerinde insanların yaban arısı kovanlarına ulaşmalarını tasvir eden ve Taş Devrine ait olduğu sanılan bazı kaya resimlerine rastlanmıştır. Yunanistan tarih kitaplarında ise yarım kilo balın irice bir koyun karşılığında alındığı belirtilmiştir ki, bu da bize o dönemde balın ne kadar ender bulunduğunu ve ne kadar pahalı olduğunu gösteriyor. İşte bu yüzden, insanlar şekerli besinlere daha kolay ve daha ucuz yoldan ulaşmak için farklı arayışlara girip şeker kamışını buldular sanırım.
Şeker kamışı Fırat kıyılarında yetiştirilmekteymiş, o zamanlar bu ürüne halkın büyük çoğunluğu ulaşamadığından kral yemeği olarak anılıyormuş. Diğer insanlar ancak ilaç olarak kullanabilmek için bir altın ödeyerek pancara sahip olabiliyorlarmış.
Grekler ve Romalılar şeker kamışı bitkisini biliyorlarmış ancak bunu nasıl işleyip içindeki şekeri nasıl alacakları konusunda en ufak bir bilgi sahibi olmadıklarından bu sebzeyi yemek olarak tüketiyorlarmış.
Bazı kaynaklara göre şeker pancarının asıl vatanının Pasifik Okyanusundaki Polynesia diye anılan adalar topluluğu olduğu sanılıyor. M.Ö 510 yıllarında buradan bir şekilde Doğu Hindistan’a geçmiş.
Pers Hükümdarı Hindistan’ı işgal ettiğinde arısız bal veren şeker kamışını da bulmuş oldu. Şeker kamışından şeker elde edilmesi İran’dan Arabistan’a geçmiş, Arabistan ise işgal ettiği ülkelere pancarı tanıtmış ve şeker çıkarılmasını öğreterek yayılmasını sağlamıştır. Avrupa ise şekeri ancak çok uzun yıllar sonra tanıyabilmiş. Zira Araplar Müslüman olmayan ülkelerle ticaret yapmayı yasaklamışlar ve bu yüzden Haçlı seferlerine kadar Avrupa’da şeker bilinememiş. Haçlı seferleri sonunda dönen haçlılar ülkelerine dönerken pancar bitkisinden şeker elde etme sanatını da beraberlerinde götürerek Avrupa’ya yayılmasını sağlamışlar. Yani; Hindistan'ın şekeri kullanmasının üzerinden 500 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra ancak İngiltere ilk şeker üretimini yapabilmiş.
Şeker uzun yıllar boyunca pahalı bir besin maddesi olup ancak eczanelerden alınabilen, tatlandıran ve şifa veren bitki özelliğini korumuştur. Bu gün ise pek çok ülkede yetişen şeker kamışı sayesinde daha ucuz ve kolay yoldan elde etmekteyiz.
Şekeri bu kadar anlattıktan sonra, şimdi size şerbetli bir tatlı olan lokma tatlısını anlatmak istiyorum.
Malzemeler:
1 şişe maden suyu
1 su bardağı ılık su
1 tatlı kaşığı kuru maya
1 yumurta
2,5-3 su bardağı kadar un
2 çay kaşığı toz şeker
Şerbeti İçin:
3 su bardağı toz şeker
3 su bardağı su
1 çay kaşığı limon suyu
Kızartmak İçin:
2-3 su bardağı sıvı yağ
Yapılışı:
Ilık olan suya toz şekeri ve mayayı koyarak hafifçe kabartın. Maden suyunu çukur bir kaba alarak yumurtayı kırıp karıştırın. Mayalı karışımı ekleyerek çırpın. Unu yavaş yavaş ilave ederek bir yandan çırpmaya devam edin. Oldukça sıvı bir hamur elde etmeniz gerekiyor. Un ölçüsünü ben 3 su bardağına yakın kullandığım için yaklaşık olarak verdim. Hamuru çırpma işlemini tamamladıktan sonra üzerine değmeyecek şekilde sararak yaklaşık 45 dakika mayalanmaya bırakın. Mayalanma süreci evin ısısına göre değişeceğinden hamurunuz yaklaşık 1,5 katı olana kadar bekletin.
Şerbeti hazırlamak için suyu ve şekeri tencereye alıp kaynatın. Kaynadıktan sonra ocağı kısarak 10 dakika kadar kaynatıp limonu ekleyin. Bir iki taşım daha kaynatıp şerbeti ocaktan alıp iyice soğuması için başka bir kaba boşaltın. Hamurları atacağınız şerbet iyice soğuk olmalı, bu yüzden daha önceden kaynatıp hazırlarsanız daha iyi olur.
Kızartma tavasına yağı alarak kızdırın. Bu sırada bir kâseye soğuk su koyun ve içine bir yemek kaşığı bırakın. Şerbeti yakınınıza getirin, ayrıca tatlınızı koyacağınız başka bir büyük tabağı da şerbetin yanına koyun.
Yağ iyice kızdıktan sonra suya bıraktığınız yemek kaşığının ucuyla hamurdan bir küçük parça alarak tavaya atın. Kaşığı her hamur parçasını almadan önce suya batırarak hamuru alın ve yağa bırakın. Hamurların her tarafının kızarması için kevgirle karıştırın. Kızaran hamurları süzdürerek alıp şerbete atın. Bu arada diğer partiyi kızartmak için sulu kaşığınızla hamurları alıp yağa bırakın. İkinci parti hamurlarınız kızarırken şerbete bıraktığınız hamur toplarını süzdürüp büyük bir tabağa alın.
Tüm hamurlar bitene kadar aynı işlemi uygulayıp üzerine Hindistan cevizi ya da fındık fıstık serperek servis yapın.
38. Porselen Demlik Çay saati etkinliğini arzumhobii yapıyor ve ben de daveti için teşekkür ediyorum ve bu tarifi ona yolluyorum.
Haşhaş yüzyıllardır yetiştirilen bir bitki. Kimi bilirkişilere göre İlk olarak Akdeniz Havzasında, Anadolu ve Mezopotamya da ekimi yapılmış. Kimilerine göre Türkler Orta Asya dan göçmeden önce orada ekim yapmaktaymışlar ve bunu göçerlerken geçtikleri yerlere de taşımışlar, tanıtmışlar.
Arkeolojik kazılarda Hititler zamanında haşhaş ekimi yapıldığını kanıtlayan bulgulara rastlanmış. Afyon da ki bir müzede sergilenen paralar, haşhaş bitkisinin resmi ile süslenmiş. Hititler haşhaşa “haşşika” derlermiş. Bu da Hitit dilinde “uyumak-sakinleşmek” anlamında kullanılırmış.
Haşhaş içinde bulunan maddelerden biri olan morfinden dolayı ağrı kesici, uyuşturucu özelliğine sahiptir. Bu özelliği Mezopotamyalılar tarafından keşfedilip hastalarda ağrı kesici olarak kullanılmış. Günümüzde de morfin çok ağrılı hastalıklarda hastayı uyuşturup rahatlatmak amacıyla kullanılan bir maddedir.
Eskiden oldukça yaygın şekilde kullanılan haşhaş için özel kahvehaneler açılmış ve adına keyif kahveleri ismi konmuş. Bu kahvelerde bol bol tüketilen bir madde olan haşhaş, günümüzde ekimi ve hasadı devlet kontrolü ile yapılan bir maddedir.
Piyasalarda satılan haşhaş tohumu uyuşturucu etkisi olmayan ve besin değeri oldukça yüksek bir maddedir. Uyuşturucu etkisi olan kısmı ise kafası ve gövdesi arasında bulunan sap kısmına atılan çizikten sızan süte benzer maddenin kurutulması ile elde edilirmiş.
Bu gün sizlerle oldukça hafif bir tatlı olan haşhaşlı tatlı tarifini paylaşmak istiyorum.
Malzemeler:
Hamur İçin:
4 yumurta
1 su bardağı un
1 çay bardağı irmik
1 su bardağı toz şeker
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı haşhaş tohumu
1 paket kabartma tozu
Şerbet İçin:
2 su bardağı toz şeker
3 su bardağı su
Üzeri İçin:
1 paket krem şanti
Ceviz parçaları
Ya da Hindistan cevizi, Fıstık, Fındık..
Yapılışı:
Öncelikle çukur bir kaba yumurtaları kırın ve iyice çırpın. Toz şekeri ekleyip çırpmaya devam edin. En son kabartma tozunu katacak şekilde diğer malzemeleri de ekleyerek iyice karıştırın. Oldukça sıvı bir hamur elde edeceksiniz, un eklemeyin. Yağlanmış borcam fırın tepsisine dökerek fırına sürün ve fırın ısısını 160 dereceye ayarlayarak üzeri kızarana kadar pişirin. Fırını önceden ısıtmayıp soğuk fırına koyun. Benim fırınım eski büyük fırınlardan olduğundan yaklaşık yarım saat pişiriyorum. Keke batırdığınız kürdan hamursuz çıkana kadar pişirin.
Bir yandan da şerbetini hazırlamak için şekeri ve suyu iyice karıştırın. Kaynatmayın, ısıtmayın. Şerbetinizi soğuk suyla hazırlamanız gerekiyor. Kek pişene kadar arada karıştırarak suyun şekeri iyice emmesini sağlayın.
Kekiniz pişince fırından alıp, 2–3 dakika kadar bekleyip şerbeti kekin her tarafına gelecek şekilde gezdirin.
Üzerini istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz. Ben krem şanti yapıp cevizle süsledim. Sadece Hindistan cevizi, fıstık kırıntıları veya başka şeyler serperek de süsleyebilirsiniz.
İzmit’te Seka Parkın girişinde hangi vahşi zihniyete sahip olduğu bilinmeyen insanlar iki biçare köpek yavrusunu kesmişler. Belinden ikiye ayırmışlar, boynunu defalarca bükerek kırmışlar başka bir yavrunun.
Ana çaresiz, ana perişan, ana dilsiz…
Belki uyandırabilirim diye yavrularının başından ayrılmayıp yalıyor. Yalıyor, yalıyor…
Yürekler dayanmaz.
Kim
Niçin
Neden..
Bu kıyım niye.
Fadik koymuş adını oradaki balıkçılar. Meğer epeydir besliyorlarmış yavrularıyla Fadik’i.
Bir yanda böyle yüreği güzel olan balıkçılar, bir yanda caniler..
Şimdi Fadik ne yapsın, nereye gitsin.
Aslında bu köşe yemek köşesi ama geçenlerde haberi okuduğumda çarpıldım. Yıkıldım. İki satır yazmadan edemedim o yüzden.
Şimdi tarife geçmek istiyorum.
Malzemeler: Hamuru için;
150 gr. tereyağı
6 çorba kaşığı un
2 kahve kaşığı toz şeker
6 yumurta
1,5 su bardağı su
1 fiske tuz
1 paket vanilya
Kreması için;
2 su bardağı süt
4 çorba kaşığı toz şeker
3 çorba kaşığı un
1 paket vanilya
1 yumurta
Üzeri için:
1 paket hazır çikolata sosu
2-2,5 su bardağı süt
Ya da çikolata sosunu da evde yapacağım derseniz:
8 çorba kaşığı toz şeker
1 çorba kaşığı un
2 yumurtanın sarısı
2 su bardağı süt
500 gr. siyah kakao
1 paket bitter çikolata
Yapılışı:
Tencereye su, yağ, şeker ve tuzu koyup kaynatın. Unu ekleyerek hızlı hızlı çırpın. Ateşi kısarak hamuru 5-6 dakika karıştırarak pişirin ve ocaktan alıp soğumaya bırakın.
Hamur eli yakmayacak kadar ılındıktan sonra yumurtaları teker teker kırarak iyice çırpın. Vanilyayı ekleyerek karıştırın.
Tepsiye yağlı kâğıt yayın ve ister krema şırıngası yardımıyla ister kaşıkla küçük hamur toplarını aralıklı olarak tepsiye dizin. Önceden 200 derecede ısıttığınız fırında yaklaşık yarım saat pişirin. Fırın ısısını 150–160 dereceye düşürüp 15 dakika kadar daha pişirin ve fırını kapatın. Hamur toplarını koyduğunuz andan itibaren fırın kapağını asla açmayın. Hamurlar iyice soğuduktan sonra kapağı açıp almanı gerekiyor. Aksi takdirde yaptığınız hamur topları fıssss diye sönecek ve içi hamur olacaktır.
Toplar pişerken bir yandan da krema malzemelerini iyice çırparak karıştırın ve pişirin. Vanilyayı en son ekleyin.
Fırından aldığınız topların altlarından açarak kremadan bir kaşık koyup kapatın. Tüm toplara aynı işlemi uygulayarak geniş bir kaba alın.
Çikolata sosunu hazırlayın. Evde yapmak isterseniz çikolata hariç tüm malzemeyi iyice çırpıp kaynatın. Çikolatayı da ekleyerek iyice erimesini sağlayın ve ılınınca hamur toplarınızın üzerine gezdirin.
Afiyet olsun.
NOT: Bu malzemeler iki büyük fırın tepsisi ölçüsüdür.
Ahmet Ali Arslan’ın derlediği Kuzey Doğu Anadolu (Kars) Türk ve Kuzey Britanya Halk Edebiyatlarında Masallar II’ yi okudum geçenlerde. Halkların birbirine ne kadar yakın olduklarını, nasıl da aynı duyguları paylaştıklarını, görüyor insan. Birbirine çok benzeyen masalları hepimiz aynı dilde anlatmışız. Aynı dünyaları paylaşmışız. Aynı konular üzerine birebir örtüşen masallar yaratmışız.
Okurken en çok dikkatimi en çok çeken konu ise masalların Türkçede daha bir süslenmiş, nakışlanmış olması. Daha da zenginleşmiş kelimelerle. Bizde üç sayfalık anlatımla ortaya çıkan bir masal İrlanda ve İskoç dünyasında bir- iki paragrafla sınırlanmış. Bir zamanlar şurada şu yaşardı, ya da bir çiftçinin oğlu vardı, ya da günlerden bir gün kurt kuzuyla karşılaştı gibi başlamış masallar Kuzey Britanya da.
Bizde ki masallar;
—Bir vardı bir yoktu, var diyenler azdı, çok diyenler hiç yoktu,
—Bir varmış bir yokmuş Allahın kulu çokmuş,
—Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben anamın babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken vakti zamanın birinde bir (padişah, kurt, dev, peri kızı, keloğlan vs..) vardı diyerek daha başlarken kavrar insanı, kendine çeker. Masal dünyasının güzelliğinde kaybolmaya hazırlanır insan bu başlangıçtaki tekerlemelerle.
Masal dünyasının zenginliğini gönlünüzde taşımanız dileklerimle Muharrem Ayı içinde olduğumuzdan daha önce anlattığım aşure yapımını sizlerle paylaşmak istedim.
Malzemeler:
2 su bardağı aşurelik buğday
1 su bardağı nohut
1 su bardağı kuru fasulye
5 su bardağı tozşeker
5-6 adet incir
1 su bardağı kuru dut
9-10 adet kuru kayısı
1 adet elma
1 su bardağı kuru üzüm
1 su bardağı fındık
1/2su bardağı kuş üzümü
1/2 su bardağı ceviz içi
1 fincan çam fıstığı
8-10 adet karanfil
2 yemek kaşığı nişasta
Tarçın tane ve toz olarak
1 adet nar
Yapılışı:
Aşurelik buğdayı üzerini dört beş parmak geçecek kadar suyla geceden bir taşım kaynatarak kabarması için bırakın. Nohut ve fasulyeyi de geceden ıslatın.
Sabah nohut ve fasulyeyi ayrı ayrı bir iki taşım kaynatıp süzün ve tekrar su koyarak pişirin.
Aşurelik buğdayı da ayrı bir tencerede haşlayın. Büyükçe bir tencere alarak haşlanan buğdayı suyuyla birlikte bu tencereye aktarın. Nohudu ve fasulyeyi sularını süzerek buğday tenceresine ilave edin. Karanfil ve tane tarçını ekleyin. Sıcak su ilavesiyle kıvamını ayarlayın. Elmayı doğrayarak ekleyin.
Kayısı ve inciri doğrayarak, kuş üzümü, kuru üzümü ve kuru dutu ayrı ayrı küçük bir tencerede bir taşım kaynatarak süzün. İncir hariç, üzümleri kayısı, bir miktar tane fındık ve dutu tencereye ekleyin. Toz şekeri ilave edin. Bir kâsede nişastayı 1 su bardağı suyla çözün ve karıştırarak kaynamakta olan aşureye ekleyin. Bir iki taşım kaynatıp ocağı kapatın.
İnciri bu aşamada katın. Kâselere alınan aşureyi nar, fındık, ceviz gibi yemişlerle süsleyerek üzerine tarçın serpin ve servis yapın.
Yeni yılda ağzınızın tadının bozulmaması dileklerimle bu gün ayva tatlısı tarifini paylaşmak istedim. Her şey gönlünüzce olsun.
Malzemeler:
4 adet ayva
3 su bardağı şeker
8- 10 adet karanfil
2 su bardağı su
1 adet tane tarçın
Üstü İçin:
2 elma
1 tatlı kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı toz şeker
1 çay bardağı iri dövülmüş ceviz
Yapılışı:
Önce elmaları soyup rendeleyin.2 yemek kaşığı şeker ve toz tarçını katarak suyunu çekene kadar pişirin.
Ayvaları soyarak ikiye kesin ve ortasını oyarak çıkarın. Çekirdeklerini bir kenara ayırın. Tüm ayvaları soyup yayvan bir tencereye dizin. Toz şekeri sepeleyin. Ayvaların göbeklerindeki şekeri çırparak pişirmiş olduğunuz elma harcından tüm ayvalara birer kaşık koyun. Ayırdığınız çekirdeklerini, karanfili, tane tarçını ve suyunu ekleyerek harlı ateşte kaynatın. Kaynama başlayınca orta ısılı ateşe alarak ayvalar yumuşayana kadar pişirin. Borcam tepsiye alarak üzerlerine ceviz sepeleyin, soğuduktan sonra servis yapın.
Daha hafif olması için ben kaymak kullanmıyorum. Arzu edenler kaymak ile servis yapabilirler.
Kabak soyulup doğranır, şeker ilave edilerek yumuşayana kadar pişirilir. Pişen kabaklar iyice ezilerek püre haline getirilir. Soğuduktan sonra ezilen bisküvi ve ceviz eklenerek karıştırılır.
Krem şanti paketin üzerinde yazılan miktardaki sütle çırpılır ve kabağın üzerine yayılır. 1 saat kadar buzdolabında bekletildikten sonra servis yapılır.
Son günlerde sinemalarımızda da hatırı sayılır filimler izleme şansı buldum. Devrim Arabaları, Son Cellât ve Üç Maymun bence görülmesi gerekli filmlerden. Bahçemdeki Ateş Böcekleri vs.. Devrim Arabalarında Türk mühendislerinin tüm yokluklara, engellemelere rağmen; ailelerini, sevdiklerini ihmal etme pahasına özveriyle nasıl başarılara imzalar atabileceklerinin duygulu bir hikâyesi. Yeter ki türlü oyunlarla engellenmesinler. Son Cellât filminde bağıra bağıra ağladım diyebilirim. Çıktığımda görümcemle karşılaştığımda gözlerimin şişinden şok geçirecekti neredeyseJ)) Neyse tüm filmleri anlatmak olmaz ben en iyisi tariflere geçeyim.
Malzemeler:
500 gr petitbeure bisküvisi
2,5- 3 su bardağı süt
5 yemek kaşığı un
7 yemek kaşığı şeker
250 gr. tereyağı-margarin de olabilir
2 adet muz
Yapılışı:
Süt, un, şeker bir tencerede karıştırılarak muhallebi kıvamında pişirilir. Soğuduktan sonra margarin veya tereyağı karıştırılarak iyice çırpılır.
Yağlı kâğıt masanın üzerine serilir ve bir miktar muhallebi sürülür. Bisküviler ılık şerbetli suya batırılarak yağlı kâğıttaki muhallebinin üzerine eni 3 adet bisküvi olacak şekilde uzunlamasına dizilir. Muhallebiden sürülür. Üç kat bisküvi aynı şekilde konduktan sonra muzlar soyularak uzunlamasına ortadaki bisküvilerin üzerine peş peşe konur ve kenarlarda kalan bisküviler muzların üzerine üçgen şekil alacak şekilde kapatılır. Kalan muhallebi de sürüldükten sonra yağlı kâğıt kapatılır ve bir poşete geçirilerek derin dondurucuya konur. İki saat sonra servise hazır olur. Ancak dondurucu da saklayıp istediğiniz anda çıkarıp dilimleyerek konuklarınıza sunabilirsiniz.
SÜTLÜ KIZARMIŞ PATATES
Bir yerlerden yazmışım bu tarifi denedim ve patates kızartmalarınızın hiç yağ çekmediğini gördüm. Patatesleri dilimledikten sonra bir çay bardağı süt ile karıştırıp bir saat kadar bu karışımda bekletin. Daha sonra tuzlayıp una bulayarak kızgın yağda kızartın. Biraz uğraştırıcı ama oldukça hafif kızartmalar elde edeceksiniz.
Dedemlerin ahşap bir kileri vardı. Tahta ayaklarla yukarda duran, kapı eşiği oldukça yüksek bir kiler. Ben yıllarca o kileri ilçemizdeki diğer birçok bina gibi Ruslardan kalma sanıyordum. Oysa geçenlerde annemle konuşurken kilerin Artvin’den satın alındığını öğrendim.
Kilere girmek için bile büyük çaba harcamamız gerekiyordu, bacaklarımız yetişmezdi, bayağı bir tırmanarak atlardık içeri. Oldukça iri ahşap sandıklar bulunurdu, bu sandıkların yüksekliği bir buçuk metreyi geçerdi. Tahıl olurdu, bulgur, pirinç, elma, armut, ceviz, fındık, şeker, dut kuruları, kayısılar daha birçok kışlık erzak. O zamanlar kilo ile alınmazdı hiçbir şey, belki de dedemler öyle almazdı, şimdi pek bilemiyorum. İşte oradan aldığımız, alabildiğimiz her yemişin her meyvenin tadı bugün bile aklımdadır. Aynı tatlara ulaşamadım bir daha. Şimdi durduk yerde bu kilerde nereden çıktı diyeceksiniz. Bir ay kadar önce yolda gelirken elma aldık, elmanın kokusu beni o kilerdeki kokulara götürdü. Çocukluğumun o unutulmaz anlarını yaşattı yeniden. Şimdi aldığımız ne çileğin doğru düzgün kokusu var, ne de başka şeylerin. Kendimi bir anlamda epey şanslı sayıyorum o kokuları hissedip yaşayabildiğim için.
Şimdi anlattığım kokularla hiç alakası yok ama çok hafif ve içinde yağ olmadığından birkaç porsiyon yiyebileceğiniz türden bir tatlı tarifi vermek istiyorum.
Bu pastanın tarifini sevgili Gönülden aldım. Kendi aramızda gün yapıyoruz ve onda toplandığımızda yapmıştı, hemen resimledim. Ellerine sağlık Gönülcüğüm.
Malzemeler:
Kek İçin:
3 yumurta 3 çay bardağı un
3 çay bardağı şeker
2- 3 yemek kaşığı kakao
1 çay bardağı süt
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Krema İçin:
2 su bardağı süt
1 su bardağı şeker
2 yemek kaşığı un
3 yemek kaşığı kakao
Ayrıca 1 paket Kremşanti
Yapılışı:
Yumurtalar iyice çırpılarak toz şeker ilave ederek çırpma işlemine devam edilir. Köpük köpük olunca süt ve diğer malzemelerde eklenerek çırpılır ve orta boy bir tepsiye dökülerek 160 dereceye ayarlanmış fırında pişirilir. Kürdan testi yapılarak içinin pişip pişmediği kontrol edilir ve kek soğumaya bırakılır.(Keke batırılan kürdan hamurlu çıkarsa eğer kek pişmemiş demektir. Bu durumda kürdan kuru çıkana kadar pişirilmelidir)
Krema için gerekli malzemeler iyice çırpılarak tencereye aktarılır ve karıştırarak pişirilir.
Kremşanti paketinde yazılan ölçüye göre hazırlanır.
Kekin üzerine her tarafını örtecek şekilde önce kremşanti yayılır. Pişirilen krema hafif sıcak olacak şekilde kremşantinin üzerini kapatacak şekilde yayılır. Dolapta 1 saat bekletildikten sonra servis edilir.
2008 yılının temmuz ayından beri başımda dolanan bişeylerin olduğu kesin. Anlatsam kimse inanmaz, olacak iş değil aslında ama oluyomuş. Beni takip eden arkadaşlarım bilirler daha önce yazmıştım temmuz ayında kaynar suyla haşlanıp epeyce bir tedavi görmüştüm. Yanıklarım bana az gelmiş olacak ki Ekim ayını da tekrar haşladım.
Bu sefer bacaklarımı yakayım da tamamlayayım istedim her halde. Buna da şükür diyorum artık, en azından daha çabuk iyileştim sayılır. İki gündür evde gezinmeye başladım nihayet. 20 gündür yatıyorum hemen hemen anlayacağınız. Annem geldi epeyce bir baktı hepimize. Görümcelerim de epey bir uğraştılar bizim evle sağ olsunlar, eltim desen o da öyle.
Allah kimseyi muhtaç etmesin yine de. Etrafında dolanan annen de olsa çok zor yattığın yerden bakmak, bir bardak suyu bile istemek, çok zor. Onlar için değil elbette yatan için çok zor diyorum.
Şimdi artık her işi yavaş yapmaya karar verdim diyeceğim ama iki gündür gezmeme rağmen yine haldur huldur saldırıyorum eve, her işi koşarak yapıyorum neredeyse, bir telaş bir telaş, nereye yetişeceksem…
Neyse şimdi blog arası bir oyun olmuş yine sanırım. Arkadaş seçmiş beni sehnazmutfakta -guzfasulyeleri- cerenimvebiz- Nagehan- kizilcik surubu-blog sahipleri. Hepsine çooook teşekkür ediyorum beni buna layık gördükleri için.Benim için ise tüm görüştüğüm, yorum yazdığım arkadaşlarım zaten uluslar arası arkadaşlığa layıklar. O yüzden tek tek o ya da bu diye seçip yazamayacağım. Bir de beni tanıyanlar bilir bu tür oyunları sevmiyorum hiç. Neyse;
Bir de ben buralarda yokken blogspotcu arkadaşlara neler olmuş böyle. Neden ulaşılamıyor anlamadım. Hepsini tek tek tıkladım, olamaz böyle bişey. Yıllardır yaptıkları yazdıkları tüm emekleri harcanmış. Nasıl üzüldüm anlatmama imkan yok. Konu hakkında detaylı bir bilgiye sahip olmadığımdan bişey yazamıyorum şu anda ama umarım en kısa zamanda aramıza geri dönerler.
Bu gün bir tatlı ile döndüm aranıza. 15 yıl kadar önce takvim yaprağından aldığım bir tarif bu. Çoook hafif oluyor mutlaka deneyin derim.
Not: Kendimi haşlamadan bir gün önce yapıp resimlemiştim, beni ziyarete gelenlere bundan ikram etti annem, herkes bayıldı dememe lüzum yok sanırımJ
Malzemeler:
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
1 paket margarin (eritilmiş)
1 paket kabartma tozu
1 yumurta
Un
İçine serpmek için:
2 su bardağı dövülmüş ceviz
Şerbet:
4 su bardağı toz şeker
3 su bardağı su
Yarım limonun suyu
1 paket vanilya
Yapılışı:
İlk olarak şerbet için gereken malzemeleri çukur bir tencerede kaynatın. Kaynama başladıktan sonra ocağı kısarak 15 dakika kaynatıp limonu ekleyin, bir iki taşım daha kaynatıp ocaktan alın ve soğumaya bırakın.
Hamur için un dışında tüm malzemeleri bir kapta karıştırın ve yavaş yavaş un ilave ederek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edine kadar yoğurun. 4 bezeye ayırın ve 15 dakika kadar üzerlerine bir bez örterek dinlendirin.
Un sepelediğiniz tezgâh üzerinde oklavayla yaklaşık yarım santim kalınlığında olacak şekilde açın. Yine cevizin dörtte birini hamurun her tarafına gelecek şekilde serpin ve bir ucundan başlayarak rulo olacak şekilde sarın. Yaklaşık 2 cm eninde parçalara ayırarak kesik tarafı üstte kalacak şekilde yağlanmış tepsiye dizin. Diğer topakları da aynı şekilde hazırlayın. 5 Dakika önceden 200 derecede ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirin.
Fırından alıp 2 dakika kadar bekletin ve şerbetini ılık olarak döküp üzerine bir tepsi kapatın. Yarım saat sonra açarak servise sunabilirsiniz.