resim alıntıdır.
Değerli dostlar; Sizlerle güncele ilişkin olarak belirli gün ve haftalarda birlikte oluyoruz. Ancak bu kez 18–24 Mayıs müzeler haftası ile 19 Mayıs’ı içine alan Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı örtüştüğü için bu yazı her iki konuyu da içermektedir.
Bilindiği gibi 19 Mayıs kurtuluşa giden yolda ilk adım, bir başlangıç. Bu başlangıçtan kökleri derinlerde bir genç Cumhuriyet doğmuştur. Başlangıçları sonsuzlaştıran o başlangıçtan doğan geleceğin üretkenliğidir.
Kan ve ateşle kazanılmış Ulusal Egemenliğin çocuklara; Bu yoldaki ilk adımın, başlangıç gününün de gençlere armağan edilmesi çok anlamlıdır. Kanımca; Bir daha dünyada savaşlar olmasın kardeşlik ve dostluk türküleri çağrılsın diyedir.
Peki, nedir Gençlik?
Bilimin ışığında sürekli bir yenilenmedir. Yaşadığımız Ülkeye ve Dünyaya karşı Sorumluluk hissetmektir. Geleceğe dönük umudu yitirmemektir. Sıkı sıkıya sarılmaktır yaşama. Bilinmedik Okyanuslara açılmaktır. Gülümsemeyi, dinamizmi, yarışı terk etmemektir. Barıştır, umuttur, arkadaştır, dosttur, sevgilidir.
Dostlarım; bir insan 20 li 30 lu 40 lı yaşlarda yaşlı; 70 li 80li 90 lı yaşlarda pekâlâ genç olabilir. Gençlik fizyolojik durumun çok ötesinde, bir duygu ve Evreni kavrayıştır.
resim alıntıdır.
Dünya kültür mirasının korunması, dünya müzeciliğinin tanıtılması amacıyla 18 Mayıs günü dünyada “Müzeler Günü” olarak kutlanmakta iken daha sonraları 18-24 Mayıs tarihleri arasında “Müzeler Haftası” adı altında hafta boyunca kutlanmaktadır. Bu hafta 19 Mayıs ile örtüşerek anlamını daha da pekiştiriyor.
Atatürk, bir keresinde eğer devlet başkanı olmasa idi Kültür Bakanlığını seçeceğini söylemiştir. O biliyordu ki Türkiye, tarihsel, kültürel, dinsel mirası açısından dünyanın en zengin ülkesi. İslamiyet öncesinden bu topraklardan adı bilinen 42 uygarlık gelip geçti. Yazı öncesinin uygarlıklarını adlandırmaya imkân yok. Yaklaşık 20 bin tepekent (höyük) 10 bin kadar yığmatepe (tümülüs) 25 bin anıt bu toprakların dört bir yanına serpilmiş durumdadır.
Polatlı yakınlarında Yunanlı ordusunun top sesleri Ankara’dan duyulduğu günlerde Mustafa Kemal 17 memurdan oluşan maarif vekâletinde eski eserler dairesini harekete geçirip Anadolu Medeniyetler Müzesi’nin çekirdeğini kurdurmuş, arkasından; “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür” Özdeyişi ile temel iletisini belirtmiştir. O kültürdür ki bizi köklerimizle buluşturuyor, yaşamımızı anlamlı kılarak temel bir bağ olarak bizi birbirimize bağlıyor. Bugün gelinen nokta da bu zenginliğimizin korunmasında herkes kendine düşen görevi yapıyor mu? Hepimizin kendimize sorması gereken soru bu bence. İşte atalarımızdan miras, çocuklarımızdan ödünç aldığımız bu zenginliğimizin korunması, onarılması, tanıtılması ve saklanması ile gelecek kuşaklara aktarılması için yapılması gereken çalışmaları anlatmak, müzelerimizi tanıtarak halkımızın ulusal- kültür ve tarih bilgisini pekiştirip zenginleştirmek, kültür varlıklarımıza sahip çıkarak bunların yurt dışına kaçırılmasını önlemek, müzelerimizin aynı zamanda bir eğitim kuruluşu olduğu göz önüne alınarak özellikle okul çağındaki çocuklarımızı, gençlerimizi ve halkımızı bu konuda aydınlatmak, eğitimcilerin, müzecilerin ve müzecilik bilgisi taşıyan her anne ve babanın görevidir.
Öz değerlerini tanımayan, sevip korumayan bireylerden oluşan toplumlar geri kalmışlıktan kurtulamazlar. Geçmişteki toplumların ince sanat zevkini çağları aşarak günümüze ulaştıran birer tarihi belge niteliği taşıyan eserlerin bulunduğu, korunduğu, sergilendiği yerler olan müzelerimize gereken ilgi gösterilmeli, değerlerini bilmeliyiz. Müzeler tarihi yaşatan, geçmişi öğreten, sanatı tanıtan değer biçilemez yerlerdir. Fırsat bulduğunuzda koşun bir müzeye sessizlikte çağlar ötesinden gelen sesi duymaya çalışın, o ses sizlere çok şey anlatacaktır.
Sevgi ve dostlukla...
E.Y.
|