
Bugün hazır aldığımız milföy hamuru içine elmalı harçtan koyarak çok basit olan hafif tatlı yapalım istedim. Elmayı yazarken de aklıma yıllar önce yaşadığım bir olay geldi. Bundan 24–25 sene önce yeni evliyiz ve çalışacağımız yer olan Kastamonu’ya gidiyoruz. Birkaç parça eksiğimiz almak için önce ilçeye uğrayalım diyerek Abana’ya geçtik. Hayatımda unutamayacağım bir manzara varsa orasıdır sanırım. Tepeden şöyle bir baktığınızda mutlaka burada yaşamak istiyorum diyeceğiniz bir yer olduğuna inanıyorum. Öyle güzel. Yeşille mavinin karışımından harika bir renk cümbüşü ortaya çıkmış. Her zaman denizi görürdüm ama orada gördüğüm bambaşka bir şeydi sanki. Neyse konu manzara değildi, asıl elmaları anlatacaktım. İşte Kastamonu’da çalıştığımız köyde iki tane elma ağacımız vardı evimizin bahçesinde. Öyle de çok elması vardı ağaçların. Biz bu kadar elmayı ne yapacağımızı bilemedik. Çuval çuval annelere kardeşlere gönderdik, her gün kilo kilo yedik ama yine de çok fazla. Eee köyde versek zaten herkesin birçok ağacı var kimse yüzüne bakmıyor. Hayvanlara yediriyorlar daha çok. Nasıl yapsak da bunları değerlendirsek diye düşünürken komşularımızdan biri kurutun kak yapın dedi. Tabi hemen kolları sıvadım, nasıl yapılır nerede kurutulur diye iyice araştırdım. İnce ince dilimle gölgelik bir yere serip kurut dediler. Yaklaşık üç büyük çuval elmayı dilimledim ve henüz pek eşyamız olmadığından boş olan odaya bezler serip elmaları üzerine yaydım. Gidip gelip çeviriyorum elmaları. Aradan bir haftaya yakın zaman geçti, elmalar kuruyacaklarına gittikçe yumuşuyorlar. Olacak gibi değil, gidip komşuyu çağırdım hele bizim elmalara bir bak diyerek. Baktım komşu çatıya doğru yöneliyor, “ Nereye ablacım gel elmalar salonda” dedim. “ Aaa aa sen çatıya koymadın mı” demez mi. Meğer gölgelik yer diye kastettiği havadar bir yermiş aynı zamanda. Bizim elmalar çürümüş. O kadar emek verdim elmaları doğrarken, yıkarken hangisine yanayım. Kışlık kaktan da olduk böylece onamı, neye üzüleyim bilemedim. Elma demişken yeni gösterime giren bir film olan “Deli Deli Olma” yı anmadan geçmeyeyim. Tarık Akan ve Şerif Sezer’in başrol oynadıkları filmde evin kızını canlandıran oyuncunun adı da ELMA. Ama şiveye özgü ALMA diyorlar. Şahane bir konu, şahane bir film. Filmdeki karakterler o kadar güzel uyum sağlamışlar, yöreye özgü şiveyi öyle güzel kavramışlar ki bu da filmi muhteşem yapıyor zaten. Filmdeki birçok sahne müthiş etkileyici, içiniz cız edecek. Daha fazla anlatmak istemiyorum o yüzden mutlaka gidin izleyin derim. Şimdi tarife geçelim en iyisi. Malzemeler: 4–5 adet elma 1 yemek kaşığı tarçın 1–1,5 çay bardağı toz şeker 1 paket milföy hamuru Üzeri için pudra şekeri Yapılışı: Elmaları soyup rendeleyin. Şeker ve tarçınla karıştırarak 10 dakika kadar pişirin. Soğuması için bekletin. Bu sırada milföy hamurlarını yumuşaması için tezgâh üzerine yayın. Hamurlar kıvrılacak kadar yumuşayınca elmalı harçtan bir kaşık alıp ortasına koyun ve rulo yapın. Yaptığınız ruloyu ortadan çaprazlama keserek yağlı kâğıt serdiğiniz tepsiye yerleştirin. 180 derecede ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirin. Soğuduktan sonra pudra şekerine bulayıp servis yapın. Afiyet olsun.
|