Embed

SÜZME YOĞURTLU TATLI

Son dönemler de ülkemiz böyle bir durumdayken, her gün ölüm, her gün katliam, her gün şehit haberleri almaktayken ve artık dünya sorunu haline gelen birçok şeyden sonra ne yazılır, nasıl yazılır bilmiyorum, bilemiyorum. Yemek yazan biri olarak güle oynaya ne anlatırım hiç bilemedim. İçimden gelenleri söyleyeyim en iyisi, yoksa hiç bişey yazamayacağım.

İnsanlık var olduğundan beri vahşi bir tür. Avlayan, saldıran, yok eden. Toplu yaşama geçerken bir yandan mecburen sosyalleşmelerimiz başlamış oldu. Yani her şey mecburen. Önce yabani hayvanlara ve diğer kabilelere karşı korunabilmek için birlik olmak zorunda kalmışız. Yoksa kimsenin kimseye tahammülü yok aslında. Bu geçmişte de böyleydi, gelecekte de böyle olacak sanırım. İçimizde biriken öyle büyük kötü enerji var ki. Ne zaman nereye kusacağımız belli değil. Aklımız ve beynimiz geliştikçe ve birlikte yaşamda nüfus arttıkça bu enerjinin bir şekilde durdurulması veya başka kanallarla dışarı atılması amacıyla çeşitli savaş oyunları veya şiddet oyunları icat etmişiz. Örneğin; İspanya’da yapılan boğa güreşleri, Roma İmparatorluğunda Arenadaki Gladyatör savaşları. Hatta köpek ve horoz dövüşleri. Bunlar tamamen benim görüşüm. Uzmanlar belki başka şeyler söyler, ancak bana göre böyle. Bunun yanı sıra festivaller yine aynı amaca hizmet eder diye düşünüyorum. Domates festivalinde fırlatılan domatesler ve çığlıkların eşliğinde birbirini sanki kana bulayan bir insanlık var önümüzde. Yine Rio Karnavalı, çılgınca eğlencenin mekânı. Bir şekilde o da enerjinin dışa vurumu oluyor. Tüm dünyada buna benzer birçok festival ve dövüş oyunları var. Bana göre boks maçı da aynı. Birbirini yumruklayan iki insan ve etraflarında bağıran, coşan, karşıdakini kendi paralayacakmış gibi çırpınan insanlar da aynı enerjiyi dışa vurmuyor mu?

Yasak her zaman arzu doğurmuş, yasak her zaman şiddete yakın sularda yüzmüştür. Gittikçe renksizleşen bir ülke olmak yerine, her rengin kendini gösterebilmesi için çaba harcamamız gerek. Çeşitlilik her zaman güzeldir. Bir yemeği baharatlarla ne kadar renklendirirsek o kadar güzellik elde ederiz. Kimsenin kimseye karışmadığı, eğlence ve ibadet özgürlüğünün olduğu bir ülke hayal ediyorum. Eski tarihlerde biz de var olan masum yılbaşı eğlencesinin neden bu kadar abartıldığını ise anlamam mümkün değil. Muazzez İlmiye Çığ‘ın araştırmalarından öğrendiğimize göre Türkler tek tanrılı dinlere geçmeden önce köy meydanlarında ki Akçam Ağacını süslerlermiş. Aralık ayının 22 sinde gece ve gündüzün birbirleriyle savaştığına inanır ve savaşın sonucunda güneşin kazanmasını şenliklerle kutlarlarmış. Tanrıya gitsin diye ağaç altına hediyeler konurmuş. Evler temizlenir, üst baş paklanır ve büyükler küçükler bir araya gelerek yemek yiyip eğlenirlermiş.

Aslında sorun sadece yılbaşı değil ki. Ne kadar yazarsak yazalım bitmez meseleler. Kötü giden yılı aratmayacak bir yıl olur inşallah hepimize. Hoş görü ve anlayışın hâkim olduğu, savaşsız, şehitsiz ve huzurlu bir yıl diliyorum. Daha önce dilemeliydim belki ama gerçekten ne yazacağımı bilemedim. Şimdi belki ruh halimize biraz iyi gelir diyerek çok hafif bir tatlı tarifi vermek istiyorum. Yoğun istek alan tatlılar listesinde olduğunu söyleyeyim de denemesi size kalsın yine de.   

Malzemeler;

2 paket yulaflı ve ya çavdarlı bisküvi

4-5 kaşık erimiş tereyağı

1 çay bardağı ceviz

İç Malzeme;

½ kg süzme yoğurt

1 kutu labne peyniri (300 gr)

2 yumurta

1 sütlü kahve fincanı toz şeker

½ paket vanilyalı puding

1 paket kabartma tozu

5-6 adet kuru kayısı (Arzuya göre)

1 kahve fincanı kuru üzüm (Arzuya göre)

5-6 adet kuru incir (Arzuya göre)

1-2 yemek kaşığı kadar portakal kabuğu rendesi (Arzuya göre)

Portakal kabuğu yerine vanilya da olur.

2 kaşık erimiş tereyağı

Yapılışı;

İncir, üzüm ve kayısıyı sıcak suda 10 dakika bekleterek yumuşatıp doğrayın. Bu malzemeleri arzunuza göre kullanın. Olmasa da olurlar yani.

Bisküvileri elinizle kırarak ufak parçalar elde edin. İçinden bir kahve fincanı kadarını alıp daha sonra kullanmak üzere kenara koyun. 4-5 kaşık kadar yağı bisküvilere ekleyip elinizle hamur gibi yoğurun. Cevizi ekleyerek tekrar yoğurun ve varsa kelepçeli kek kalının tabanına, yoksa ufak bir tepsiye yağlı kâğıt serip üzerine malzemeyi elinizle bastırarak yayın.

Yoğurdu, yumurtaları, pudingi, portakal kabuğu, labne peynirini ve şekeri bir kapta çırpın. Erimiş yağ, kayısı, üzüm ve inciri ekleyin. Kenarda beklettiğiniz bir fincan kuru bisküvi parçası vardı, onu da ekleyerek karıştırın ve tüm malzemeyi tepsideki bisküvinin üzerine yayın.180-190 derecede ısıttığınız fırında 45 dakika kadar üzeri kızarana kadar pişirin. Arzu ederseniz üstüne marmelat sürerek servis yapın.

Afiyet olsun.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !